BilimSelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BilimSelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2011 Çarşamba

Kaşıkçı Elmasım*

Umumun düşkünü olduğu bende tiksintiye yakın bir etki doğurur.  Kendi adıma! Trend olan ne varsa aksi yöne  kayarım ışık hızıyla. Anarşist ruhum kabarır böylesi durumlarda. Bir türlü gerçekten içime sindiremem üstüme iliştirilenleri. Açıktan açığa yahut gizliden gizliye dayatılanlara kabulümdür diyemem. Olsa olsa kaçmama vesile olur sebep olan ne varsa.

Özel günlere hissiyatım da bu şekildedir. Bizim evde doğum günleri kutlanmazdı, kim ne zaman doğmuş bilinmezdi. Doğum günlerinin diğer günlerden ayrı tutulduğuna dair tek aşinalığım televizyonda şahit olduklarımdı. İstanbul'a geldiğimde ise canlı şahidiydim doğum günlerinin ne denli ciddiyetle ele alındığının. Aldırmadım. Başkasının doğum gününü içtenlikle kutladım lakin sıra bana gelince, tek başına  kutlama kelimesi bile  bir kaç beden büyük durdu bende. Kendimi alışmaya zorlamadım. Olmadı. Hepten bıraktım. Dolayısı ile ne benim doğum günüm kutlansın beklerim, ne de ben kimsenin doğum gününü bilirim. Çok nadirdir tarihleri aklımda tuttuğum. Lise yıllarında Takdir belgesinden başka şey almayan bu müstesna insanın, kopya çektiği tek ders olmuştur Tarih nitekim.

5 Şubat 2011 Cumartesi

BilimSelim - Terbiye

Bizim evde roller değişti bir süredir. Bir iki aydır gözle görünür ve şaşırtacak derecede değişti hem de. Utançla itiraf etmekteyim ki, bir süredir terbiye edilmekteyim bir küçük velet tarafından. Nasıl mı? Dinleyin.

Bazen olur olmaz yere kızıyorum Selim'e. Olmadık yerde sesim çirkin bir biçimde yükseliyor. Ve çoğu zaman kabul edilebilir bulmadığım bu durum, şuursuz zamanlarımda kabul edilebilir hem de olağanca sürdürülebilir oluyor, ne yazık ki! Ta ki irkileyim, silkeleneyim ve saçmalamayı keseyim.

Gene böyle arka arkaya kızdığım bir gün. Olumsuzluğumun farkında olmadığım. Alabildiğine şuursuzum. Ben silkinmeyince ipleri alıyor eline can havliyle Selim. 

24 Ocak 2011 Pazartesi

BilimSelim - Mono Diyaloglar

Hastalık adı gibi, keçi gibi hatta katır gibi yapıştı gitti yakamıza. Kerim sıfırdan hastalandı dün gece. Gece yarısından sonra sürekli ağlamayla geçti saatler. Keyfim yok. Zaten uykusuzluk bile başlı başına keyifsizlik sebebi değil midir? Bu sıkıcı atmosferde, bu gölgeli günde, dumanlı başımla adam akıllı birşeyler yazmak ne mümkün! Güzel ve ferah şeyler vardı bekleyen taslaklarımda, bekleyedursunlar daha. En iyisi Selim'e kulak vermeli.

Oyun ablasıyla oyundalar. Bir yandan devamlı konuşuyor Selim. Gene alakalı alakasız, ne gelirse zihne, onu döküyor dile. 

Selim: Dişi aslanların yelesi olmaz. Erkek aslanların olur. Yavru erkeklerin de olmaz, yetişkin olunca çıkar yeleleri.
Abla: Hayır, kaplanların yelesi olmaz. Aslanların olur. 
Selim hiçbir itiraza da, kabule de yanaşmıyor. Sessizliğe bürünüyor ve konu kapanıyor.

5 Ocak 2011 Çarşamba

BilimSelim - Oyun Ablası & Tanışma

Yükümü yükledim, gemimi teslim ettim sahibine. Geminin sahibi durur mu hiç, hemen cevap verdi arzuhalime. İlkin  zihnimi berraklaştırdı, çocukları da durdurdu melekleriyle, böylece kudurmadılar da duruldular aksine. -Oyun Ablası- yazdım Google Search'e ilk önce. Ara dedim ve ilk sonucu çarçabuk inceleyip, aldım telefonu elime. Doğrusu uyuşuk Deli Anne pek cabbar kesildi birdenbire. Hızlı bir kaç görüşmeden sonra adaylar bir bir gelmeye başladı bize. Böylece başladı şenlik evimizde.

Selim ile Abla1 Selim'in odasındalar. Bir yandan oyunla meşguller, bir yandan sohbetteler:

Abla1: Müzik dinlemeyi seviyor musun? 
Selim: Evet ama özellikle sert müzik. Mesela Kaplanın Gözü (Eye of the Tiger- bahsi geçen şarkı. Sert müzik kelamını da kendi algısıyla  buldu, o kalıbı bildiğinden değil. Ve ciddi bir biçimde Rock seviyor. Radyo frekanslarında dolaşırken genellikle Radyo Eksen'de durduruyor bizi ve hayır yıllar var ki Rock dinlemiyoruz) 

29 Aralık 2010 Çarşamba

BilimSelim - Felsefe

Selim'e yakınlarımızın taktığı çeşitli lakaplar var; profesör, filozof hatta Descartes gibi. Bense annesi olmam hasebiyle mesafeli yaklaşıyorum bu türden söylemlere, bir annenin objektif olmayacağı kanaatiyle. Amma velakin ne Selim'e, ne de kendime belli etmesem de içten içe yüksek tutuyorum beklentilerimi sanki.

Selim'in ilk müze gezisi Puşkin'e idi, ikincisi de Dostoyevski'ye. İki yaşında idi buralara gittiğinde. Dili dönmeden Puşi-kin'in evine gittik diyordu. Dostoyevski'nin Karamazof Kardeşleri yazdığı evin camına tüneyip arabalarını yarıştırıyordu. Onun çocuklarına ait oyuncakları istiyordu. 3. müze gezisi ise Mevlana Müzesi'ne idi. Benim yüksek beklentilerim bu sebeptendir işte. İçine bir şekilde işlemiş olduğunu ümit ediyorum; bu ilahi, esinli ve yaratıcı havanın. İstiyorum ki onun filozofluğu kendine giden yolda olsun. Yoksa dahi olsun, uzaya çıksın, yeni galaksiler bulsun, ışınlansın değil derdim. 

22 Aralık 2010 Çarşamba

BilimSelim - Kusursuz

Selim'e isim bulmakta zorlanmadım hiç. BilimSelim sayfasında da dile getirdiğim gibi; Oğuz Atay'ın -Tutunamayanlar- kitabının baş karakteri Selim Işık'tan esinlendim en çok. İnce sesli harflere olan delice sadakatim var bir de. Bir diğeri; eskimeyecek bir ismi olsun istiyordum oğlumun,  bir dönemi değil de bir bütün zamanı anlatsın istiyordum. İlk söylenişte -hı, ha, ne- tepkilerine  geçit vermeyecek yalınlıkta olmalıydı bir de. Zira kendi ismimden çok çekmiştim. Benim adım öyle bir evrim geçirdi ki, şu an kimlikte ne yazıyor tam olarak emin değilim. Son olarak II. Selim'in yaptırmış olduğu ve semtimize ismini veren Selimiye Camii'ni çok sevmemdi bir başka sebep. Kısacası  türlü manalar yüklüydü bu isme benim için. Ancak ne hikmetse kelimenin manası bu anlam yüklü manalar içinde yerini almamıştı. Çok sonradan öğrendim ki  Selim'in kelime anlamı -Kusursuz- imiş. Bilsem gene de koyar mıydım, emin değilim.

18 Aralık 2010 Cumartesi

BilimSelim - İlyas Gelirse...

Yeliz Türkiye'ye gelecekmiş. Karşılıklı heyecana kapıldık. İki delinin karşılaşması sözkonusu olabilir nitekim. Deli dediğime aldanmayın, aklı selim Titiz Yelizimdir o benim. Ben de Selim'e anlattım; 

-Hani ben seninle ilgili şeyler yazıyorum ya, hani bunu internete koyuyorum ve insanlar okuyabiliyor ya, hani bu şekilde birileriyle tanışıyorum ya (Daha önce Sibel'imin Tibet'i için açıklamıştım durumu zaten) işte bu tanıdıklarım arasında Yeliz Teyze de var. Senin gibi dinozor aşığı biri.

12 Aralık 2010 Pazar

BilimSelim - Sinema Aşkı

Selim'in sanata çevirmek istedim hep yüzünü. Şuursuzca değil, bilerek ve isteyerek yaptım bunu. -Çocuğunuzu zorlamayın, aman siz herşeyi önüne koyun, sonra bir kenara çekilin!- edebini ve entellektüalitesini bir kenara atıp, gayet açıktan ve aleni bir  biçimde çevirmeye uğraşıyorum ibresini bu yöne. Onun da ilgisi ve kabiliyeti beni yönlendirme konusunda daha da iştahlandırdı ve umutlandırdı da. Resim, müzik, sinema, drama, fotoğrafçılık... ne varsa aldım koydum önüne. Ve şükürler olsun ki içimden geçene verdi en büyük ilgiyi o da: Sinema!

Nerdeyse 6 aylıktan beri her tür kısa filmle, animasyonla, giderek sinema filmiyle ve belgesellerle vakit geçiren çocuk, haliyle minik bir sinema aşığına dönüştü. Yaklaşık 2 senedir sorana, sormayana anlattığı ilk şey; -Ben sinemacı olacağım, animasyon film yapacağım!- oluyor. Ben de iştahımı hepten kabartan bu hale türlü eklemeler yapıyorum hevesle. 

10 Aralık 2010 Cuma

BilimSelim - Pozitif Düşünce Gücü

Selim olumsuz bir durumda ruhen çarçabuk düşme huyu edindi. Son bir yılda oluşmaya başlayan ve giderek artan bir ivmeyle çoğalan, süresi de uzayan bir hal bu. En küçük bir negatiflikte dakikalarca olayın etkisinden çıkmıyor ve devamlı değişik cümlelerle aynı olayı tekrar edip duruyor. Algıları ziyadesiyle açık olduğundan, ufacık bir uyaran onda büyük bir etkiye dönüşebiliyor, ardından da duygusal yanı bu olayı büyüttükçe büyütüyor. Benimse pek hazzetmediğim bir halettir bu. Buradaki bunalımsal yazılarıma aldanmasın kimse, olumsuz düşünce, olumsuz insanlar devamlı kaçtığım ve kaçmak istediklerimdir aslında. Bence bir tür veba gibi sarmalar insanı olumsuz düşünce, olduğu yerden mutlaka kaçmak gerek. Haliyle Selim'i erken yaşta bu halden çıkarmak, çıkarmaya çalışmak en büyük çabam oldu.

8 Aralık 2010 Çarşamba

BilimSelim - En Doğal İhtiyaç

Selim'in dışarıda kakasının gelmesi kabusumdur benim ve elbette İlter'in. Elim ayağıma dolanır umumi tuvaletlerde kaka yaptırmak zorunda kalmışsam. Selim de çok çekmiştir bizden bu yüzden. Gerildikçe geriliriz, o nereye, nasıl yapacağını bilmez, -aman dokunma, aman oturma, aman dur, aman tut, aman yapma- ile zorlukla yapar. Bir de yetmezmiş gibi İlter'le -sen götür, hayır sen götür kavgasına tutuşuruz. Bu yüzden  dışarı çıkacağımız zamanlarda, defalarca sorarım Selim'e -kakan var?- diye. Genellikle hayır cevabını alsam da, kolay pes etmem; -yoksa da  otur bekle- derim tuvalette, belki gelir ümidiyle. Geçenlerde tam da böyle oldu. Çıkmadan -kakan var mı & hayır- ritüeli gerçekleşti.  İçim rahat etmeyerek çıktık dışarıya.  Bir süre sonra ben kaka gerilimini attım üzerimden ve zihnimden. Bir şeyler yemek üzere oturduk bir yerlere.

2 Aralık 2010 Perşembe

BilimSelim - Minik Bir Şiir

Kendi halinde uğraşırken ortaya nice cevherler çıkarır ya çocuklar, işte o anlardan birine denk geldim geçen gün. Akıp giden günlerin telaşesi içinde, çer çöp işlere peşkeş çekerken kendimi, kimbilir  daha ne cevherler kaçırdığıma yanarak, derin vicdan azapları eşliğinde dinledim. 

 "Sanki  ellerimle
  Minik toz pembe
  Bir şey yaptım.
  Yumuşacık..."

1 Aralık 2010 Çarşamba

BilimSelim - Aşırı Özgüven

Özgüvene Giriş'te bir sakınca yok ancak özgüvenin aşırılığı, azlığı gibi ziyan edebilir kişiyi maazallah. Selim yetişkinlerle çok rahat diyaloğa giriyor, benim aksine havadan sudan konuşmayı pek bir biliyor, sessizlik oldu mu yetişkinler gibi konu açmaya uğraşıyor vs. İlk bakışta iyi bir davranış biçimi olarak görülen bu girgin hareketler, ne yazık ki bu zamanda  her zaman faydalı olmayabiliyor. Nitekim ve maalesef devran eski devran değil. Hele ki İstanbul gibi kirletilmiş bir şehirde bu hal insanı korkutuyor. Bazen onunla konuşmaya çabalayan birine -annem yabancılarla konuşma- dediğini işitiyorum ve ah, tamam bu kez oldu,  derken daha, bir bakıyorum ki Selim bu cümleyi devasa bir konuşmanın giriş cümlesi olarak kullanmış sadece.

30 Kasım 2010 Salı

BilimSelim - Özgüvene Giriş

Selim'in özgüveni çok yüksektir. Biraz yapısal, biraz da benim ona abartılı tutumumdan kaynaklanan bir haldir. Nitekim bebekliğinden beri ziyadesiyle önemsedim hislerini, anlatmaya çalıştıklarını. Konuşmaya başladıktan sonra söylediklerine pür dikkat kesildim. Öyle ki hangi ortamda olursa olsun, kim konuşursa konuşsun, Selim konuşmaya başlamışsa, benim için diğerleri birden flulaşır ve sadece Selim'in görüntüsü ve sesi netlik kazanır. O konuşurken herşey ve herkes figüran olur adeta. Dolayısı ile dinlenilmeye çok alışıktır, öyle pasif dinleyici de değil bahsi geçen, aktif dinleyici ister karşısında. Son demlerde, bebekle birlikte artan yoğunluğumdan  eskisi gibi bir durum geçerli değilse de Selim o hal üzerine kaldı bir kere. 

27 Kasım 2010 Cumartesi

BilimSelim - Patron

Tüm çocuklarda vardır ya hani, bazen birden sessizleşirler. Ansızın, hiç olmadık bir cümleyle, ki genelde bir soru cümlesidir bu,  canlanıp dile gelirler. Küçücük zihinlerinde ne hızla, ne düşündükleri, ne zaman, hangi konuya geçtikleri bilinmez. Zannımca düşünceler resmi geçit töreni gibi bir şey düzenlerler zihinlerinde. Zihin Geçidi öyle renkli, öyle şaşaalı ve öyle çeşitlidir ki tamamen sessizleşirler, normaldeki konuşkanlıklarının aksine. Tam bu sırada realite flulaşmış, geçit töreni berraklık kazanmıştır tahminim. Zira seslenseniz duymazlar, yarı aralık gözlerle sizde -uykuya geçmek üzere- imiş gibi bir intiba bırakırlar. 

23 Kasım 2010 Salı

BilimSelim - YaşGünü Hediyesi

Dün doğum günüm idi ya hani sözümona. Gün içinde Selim'e "Bugün benim doğum günüm!" dediğimde heyecanlandıysa da işin içinde pasta, mumlar, kutlama olmayacağı için heyecanını hemen kaybetti. Tavrını merak ettiğimden "E, hani yaşgünü hediyem yok mu?" dedim. E, ama siz beni bir yere götürmediniz ki, sana bir şey alayım, dedi derhal. Ben de her zaman almak gerekmediğini, eliyle yapacağı bir şeyin benim için çok daha kıymetli olacağını söylediğimde yüzünü buruşturdu ve benim için bir şey hazırlamadığını söyledi. Aradan zaman geçti. İçinden muhasebesini yaptı demek ki. Buraya getirdiğimiz sayılı kitaplarından birini bana uzatarak; "Al, bu senin doğum günü hediyen anneciğim, istediğin gibi kullanabilirsin, hatta dilersen beraber de okuyabiliriz." dedi. Bu bana mı hediye oldu, ona mı belliydi aslında ama bir anne asla bunu belli edemezdi.

22 Kasım 2010 Pazartesi

BilimSelim - Sır

Su delisi Selim'in bebekliğini saymazsak, şuurlu olarak havuza girdiği ilk tatili oldu bu. Haliyle havuz diye diye çıldırmış durumda. İlk geldiğimiz gün JoJo'da yayınlanan ve tutsağı olduğu Dinozor Kralı filmini kaçıracağı için çok mutsuzdu. Devamlı şikayetlendi.  Otelde 7 gün kalmayı tahmin ettiğimizden ağzımızdan çıkan 7 sayısı pelesenk oldu diline. Derken burada National Geographic Wild belgeselleri ile büyük oranda sevindirik oldu. Üstüne havuz fikri ile hüznünü daha da attı üzerinden.

20 Kasım 2010 Cumartesi

BilimSelim - Sorumluluk

Selim için oldum olası, ona çok acıyorum, der annemler. Niye diye sorarım, tam bilemiyoruz nedenini, derler. Geçenlerde -buldum!- dedi ablam. "Çocuk gibi diretmeyi bilmiyor, herkese ve herşeye karşı sorumluluk hissediyor, hep anlayışlı olmak zorunda hissediyor, bu da içimi yakıyor." Bunu dediği anda, yoğun bir şekilde hissettiğim ama bir türlü adlandıramadığım, o iç sızısı mana kazandı. Zira kaç zamandır, ne zaman uykuya dalsa yahut bir deli fırtınadan sonra, odasına çekilse içimi derin bir yürek sızısı kaplar. Öyle ki neşeli zamanlarında dahi ağlatır beni. Nerdeyse onun bizim ebeveynimiz gibi davranmasından ve bizim ona karşı hoyratlığımızdan ileri gelir bu hüzünlerim.

19 Kasım 2010 Cuma

BilimSelim - Şaka

Dün bir günlüğüne otel değiştirdik. Plansızlıktan dolayı. Yeni otelde de minik dikdörtgen kutularda verilen tereyağı, peynir, bal vs. vardı kahvaltıda. Selim'e uçağı hatırlacağı ve sorunsuz yiyeceği düşüncesiyle onlardan aldım. Sahiden de -uçaktayız- iteklemesiyle epeyce bir süre zevkle kahvaltı etti kendi başına. Bana hiç iş düşmedi. Kerim'in devamlı vızıltılarını dindirmeye çalışmak dışında. Masada çocuklar olunca haliyle garsonlar çocuklarla ilgilenmek adına boyuna uğruyor yanımıza. Çocuklu olmanın güzel tarafı işte. Garsonları beklemek zorunda kalmıyorsunuz hiç. Kerim'in bebekliği, Selim'in de lirikliği* ilgi çekiyor zira. 

17 Kasım 2010 Çarşamba

Dr.Jekyll & Mr. Hide - Bülbülo & Gülo

Hiddetim de, sevgim de çok şiddetlidir benim. Deli Anne dediysem boşuna değil. Hiçbir duyguma sükunet hakim değildir, hep karmaşık ve hep en uçlardadır hissettiklerim. Hiçbir işte ortalamayı yakalayamadığım gibi ne sevgide, ne öfkede normal sayılan sınırlar içinde kalmayı da beceremedim. Hep bir aşırılık, hep bir kaçkınlık hakimdir duygularıma. Üstelik tezcanlıyım da, varın siz düşünün gerisini gayri. Haliyle alabildiğine tutarsız, gel gitli, bir an son derece zarif, nahif kişi, bir an kaba bir deli, bir an alabildiğine sevecen; son derece müşfik, bir an derhal yanından kaçınılası bir yaban öküzü gibiyimdir. Üstelik bu karşıtlıklar arasındaki geçişler öyle sanıldığı gibi uzun da sürmez. Göz açıp kapayıncaya kadar ki sürede, şekil değiştirebilirim. Hatta bir dakikada bir müşfik ve bir deli arasındaki o uzun mesafeyi de katedebilirim. Sanırsınız ki Dr.Jekyll & Mr.Hide misali bir iksire sahibim.

3 Kasım 2010 Çarşamba

BilimSelim - Keşke!

Günlerdir süren yağmur ve karanlık göğün ardından, güneşin  gri bulutlar arasından sıyrılıp kendini gösterdiği ilk gündü. İkindi vaktiydi. Akşama doğru camdan giren güneş ışıkları kışın yaklaşmasıyla keskinliğini kaybetmiş halde odada gezinmeye başlamıştı. Sevdiğim anlardandır böylesi, içimi kıpır kıpır eden. Aynı şekilde Selim'in de içi kıpır kıpır oldu besbelli. İşini gücünü bırakıp, derhal cama fırladı. Pencereleri ardına kadar açtı, taze bahar ve deniz kokulu mis gibi aydınlık havayı içine çekti. Cılızlaşmış güneş ışıkları yüzüne vuruyor, ama yaz  aylarındaki gibi yakmadığı için buna seviniyordu.  Bir süre pencere kenarına oturdu. Derin derin içine çekti o duru havayı. Dışarı çıkalım mı, diye sordu ardından. Böylesi havalarda içerde tıkalı kalmaktan nerdeyse nöbet geçirecek kadar daralan ben -hayır-demek zorunda kaldım. Ben yetişkin halimle iç geçirirken bu havaya, o bir çocuk olarak nasıl iç geçirmesindi? Çocuk olmak da ne zor işti.