İçgüdüsel Öğrenim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İçgüdüsel Öğrenim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2011 Cuma

Mutlu Bir Çocukluk Geçirdim, Diyebilmek!

Bir kaç yıl önce gazetenin birinde, hiç bilmediğim birine ait bir röportaja rastladım. Başlıktı ilgimi çeken: MUTLU BİR ÇOCUKLUK GEÇİRDİM! Durakaldım öylece. Muhtemeldir ki, içinde bu cümle geçmese, üstünde bile durmayacaktım bu yazının. Benim için çok önem arz eden bu  cümle hatrına röportajı baştan sona dek dikkatlice okudum ve heyecanla  mutlu bir çocukluk geçirdim, diyebilmenin ipuçlarını aradım. Tatmin edici bir sonuca ulaşamadım ama o günden bu yana hep düşündüm, nedir bu cümleyi sarfetmenin sırrı diye.

Kalabalık bir ailede büyüdüm. Ablalarım ve ağbilerim ile. Evin en küçüğüydüm, en sevileni ve de. Dahası kalabalık ve herkesin birbiriyle ahbap olduğu bir mahallede büyüdüm. Bir evde dolma pişirilse (dolmanın özel olması hasebiyle) yandaki tüm komşulara dağıtıllırdı. Koku hakkı, kul hakkının sayıldığı yani. Bir yerde düğün de  olsa,  cenaze de olsa tümden gidilirdi. Kışlık erzakları topluca yapan, yardıma ihtiyacı olana şeksiz şüphesiz  koşturan komşuların  halihazırda olduğu, yalnız yaşamanın da, yaşlanmanın sözkonusu olmadığı, çocukların bir kuru ekmek üstüne sürülen salçayla öğün geçirdikleri ve büyük beklentileri olmadığı,  okul için asla baskı görmedikleri, sokağın tadını çıkardıkları bir yerdi vesselam.

18 Ocak 2011 Salı

La Vita E Bella!* Oh La La!

Bugün Selim'in ateşi tamamen düştü. İki gündür ağır derecede hasta olan Selim kendine geldi. İki gündür süregiden uykusuzluğum 5 saat sınırına ulaştı ve ben de kendime geldim. İki gündür -Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi- sözünü tescilledim. Ve -Ah!- dedim, -keşke o karmaşa ve kaosa şükretseydim! Velhasıl gözümü açtığımda, alev gibi yanan teniyle, kıvranarak değil de, ılık teniyle , misler gibi uyuyan Selim'le güne başlamak pek bir sevindirdi. 

Yanısıra boyuna kapı zilimiz çaldı. İlkinde İgdaş'tan bir görevli geldi. Yanlışlıkla bize kesilen 1.500 TL tutarındaki fatura ve gaz kesme ihbarnamesini düzeltmek için. Şükürler olsun ki sorun giderildi. İkincisi bir kargo firması idi. Sevindim, zira önemli birşey vardı beklediğim. Ancak gelen Maliye'den bir ihbarname idi. 2009'da taa Diyarbakır'da bana kesilmiş bir cezanın ihbarnamesi. Neyse ki önemli bir tutar değildi. Lakin neyle ilgiliydi, ne zaman oraya gitmiştim de vergi cezam kesilmişti hiç bilemedim. Sorularınız için bizi arayın, dedikleri telefon da hep meşgul olunca öğrenme işini yarına erteledim. Üçüncüsü oyun ablamız geldi. Selim pek keyiflendi. Odalarına çekildiler. Ve dördüncüsü günümü gün etti.

2 Ocak 2011 Pazar

Bir Ütopyam Var!

Bir köy düşünün. Dağ eteklerinde en fazla iki katlı evlerin dizildiği. Her evin kendine ait minyatür bir bahçesinin olduğu. Evlerin hemen ilerisinde, özenle taranmışcasına geniş tarlaların uzandığı. Kışın bembeyaz karların, yazın yemyeşil çayırların örtü misali serildiği. Ve dağlar arasından nazlı bir gelin gibi süzülerek gelen, köyü  tam ortasından ikiye bölen mütevazi bir derenin olduğunu elbette. Şırıl şırıl sesi ile tüm köye huzur verdiği. Öyle temiz ki suyu, pırlanta misali ışıldayan çakıltaşlarının çıplak gözle bile seçilebildiği. Yazın en kavurucu günlerinde bile  içenlerin soğuğundan buz kestiği dağ suyuyla, köy ahalisinin kendine geldiği, güç, kuvvet edindiği.

Bir köy düşünün. Kimsenin kimseden çekinmeden kapısını çalabildiği.  Hatta kapıların kilitlenmediğini. Sabahları köy kadınlarının işe koyulmadan bir acı kahve içmek için toplaştığı, kimsenin kimseyle uğraşmadığı. Kimsenin dağınıklığa aldırmadığı, kimsenin kimseyle dedikodusunun yapılmadığı. Kimsenin kıymetli eşyalarının olmadığı, kimsenin kimseden pek de bir farkı olmadığı ve dolayısıyla kimsenin kimseye kem gözle bakmadığı.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Annelik = The Show Must Go On!

Anne olmak demek; Dönüşüm demek en evvela. Bir başka canlı türüne hatta insanüstü bir halete dönüşmek demek.

Anne olmak demek; bekar acziyetinden zerre kalmaması demek bünyede. Her koşulda çocukların ihtiyacını gidermek üzere ayakta olmak demek.

Anne olmak demek; kırkbin kaplan gücüne erişmek demek. Arada kendini uzaktan izleyip; -Vay Canına! Ben neymişim böyle!- diyecek bir kudrete ve kuvvete erişmek demek.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Evreka! Evreka!

Buldum! Buldum! Sonunda bağırıp çağırdıklarında ve çok öfkelendiklerinde, hatta kapıyı çekip gittiklerinde, annelerin de, çocukların da içini bir nebze olsun rahatlatacak ve "Bu herkesin başına gelen normal bir olaydır, sen hayatı Caillou'dan ibaret sanma, tüm anneleri de Caillou'nun annesi gibi her daim müşfik zannetme!" dedirtecek bir bilgiye ulaştım sonunda. Tübitak'ın Erkek Çocukluk Kitaplığı - Duyularımız serisinden çıkan -Korkmuyorum!- kitabını okudum bir süre önce.  İşte bu! dediğim bir bölüme rastladım ve şad oldum adeta.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Caillou Psikozu

Çocukların da, ebeveynlerin de pek sevdiği, annelerin çocuklarını televizyonda o varken rahatça  başbaşa bırakıp, işlerine bakabildikleri, sıcak, sevimli, güzel ahlaklı Caillou. İddia ediyorum Selim bir çok güzel davranışı Caillou'dan edindi. Uzunca bir süre kendisine Kayu dedirtti. Uzunca bir süre Caillou gibi -annecim, ta-maam!- diye vurguladı sözcükleri. Rica etmeyi, teşekkür etmeyi ve daha bir çok nezaket kuralını Caillou'dan öğrendi.

6 Ekim 2010 Çarşamba

BilimSelim - 7.Sanat

Selim bebekliğinden itibaren kısa film, sinema filmi, çizgi film, animasyon, belgesel kısaca sinemaya ait ne varsa içinde oldu. Zor geçen bebekliğini rehabilite eden can alıcı noktalardan biri buydu çünkü.  Burada da belirtiğim gibi çok çeşitli şeyler izledi yaklaşık 4 yıl boyunca.  Bu da filmler konusunda iyi bir birikim yapmasına vesile oldu. Mesela 3 yaşındayken fon müziklerini ayırt ediyor ve bir çeşit sınıflandırıyordu. Benim gibi dikkatsiz bir izleyicinin de uyanmasına vesile oluyordu bahsettikleri. Müziksiz film karesi olmadığını  farkettim bu vesileyle mesela.

Sürekli izlediği bir animasyon vardı; deniz canlıları ile ilgili.  Karidesin birini pirana kovalar, derken piranayı köpekbalığı kovalar vs.

26 Eylül 2010 Pazar

Erkek Çocukları, Güç ve Şiddet

Erkek çocuklarının doğasında şiddet olduğunu ispat eden en iyi örneklerden biridir Selim. Ne denli uğraşırsanız uğraşın, ne denli başka taraflara kanalize etmeye çalışırşanız çalışın, bir yerde illa ki şiddet duygusu ve güç isteği ortaya çıkıyor. Evde kedi misali olan çocuk  aldığı ilk şiddet ve güç kokusunu  büyülenmişcesine takip ediyor ve bir daha terketmiyor adeta. Komşunun oğlu, eve gelen misafir, rasgele karşısına çıkan bir çizgi film, okul akadaşları  hepsi uyarıcı olabilir bu konuda.

Şiddet duygusundan uzakta tutmaya özen gösterdim Selim'i hep, kendi çapımda. Hiçbir vurucu, kırıcı oyuncak almaya yanaşmadım. Vurabileceği tek şey plastik oyuncak çekicidir

23 Eylül 2010 Perşembe

Biricik Evlat

Her ebeveynin kendi çocuğu kendileri için biriciktir, eşsizdir, en kıymetlisidir. Her aklı başında ebeveyn bilir ki bu her bir anna-baba için geçerlidir. Ve gene her aklı başında ebeveyn bilir ki kim olursa olsun, insana kendi çocuğundan değerli değildir asla ve kat'a. Kendi çocuğu aslolandır insanın en evvela. Yeğenler, kuzenler, eş, dost çocukları vs. sonradan gelir. Her kim ki "Benim çocuğum her zaman, her yerde herkesin çocuğundan öndedir ve herkesçe daha çok sevilir, sevilmelidir!" saçmasına inanıyorsa gaflettedir, dalalettedir, şuursuzluğun dibindedir. Dilerim silkinir!

20 Eylül 2010 Pazartesi

Okula Gitmek İstemeyen Çocuk

Selim 3 yaşındayken Petersburg'dan henüz dönmüştük.  Hem onun insan içine karışmasının iyi olacağını , hem  de benim insan içine karışmamım bana iyi geleceğini düşünerek, uygun bir yuva bulma telaşına girdim hemen. Nerdeyse bulduğum ilk yuvaya şuursuzca verdim çocuğu. İlk gün insana aç olan, sosyallik delisi oğlum hemen kaynaştı. 2.gün etraftan fazla uzaklaşmadan yuvada bıraktım Selim'i bir kaç saatliğine. 3. gün, 4.gün derken Selim mızmızlanmaya başladı. Derken saatlerce ağlamaya vardı iş. Etraftan ve yuvadan "alışır, alışır hepsi böyledir, annelerini bırakmak istemezler ilk başlarda" sözlerine güvenerek çocuğu zorlamaya devam ettim ısrarla. Çocuklar garip oluyor. Başlarına gelen kötü şeyleri zamanında söylemiyorlar. Devamlı takipte ve sözümona uyanık olsanız bile. Okula 1 ay kadar aralıklarla devam etti ancak kesintisiz ağlıyordu her gidişinde. En sonunda şiddetli hastalığa yakalanınca pes deyip okuldan aldım.

19 Eylül 2010 Pazar

Yaşayarak Öğrendiklerim - Tehlikeli Kaynaklar

Selim ilk çocuğum olduğu için haliyle bir çok şeyi deneme yanılma yoluyla öğrendim, öğreniyorum da. Sayısız kaynaktan akan sayısız bilgiyi, elbise gibi her çocuğa giydirmek mümkün değilken  en anlamlısı doğaçlama ilerlemekti zaten. 1 yaş giysileri bile her 1 yaş çocuğuna olmuyorken, her bilgi her çocuğa nasıl -cuk- diye oturabilir. Kerim 5 aylık olmasına rağmen Selim'den epeyce farklılık gösteriyorsa aynı bilgileri nasıl olur da tüm dünya çocuklarına uyarlamak mümkün olabilir?

17 Eylül 2010 Cuma

Bakugan Kaçınılmaz Olunca...

Bugün küçük kırılmalar dışında evimize sonsuz bir dinginlik ve huzur hakimdi. Dün Selim'in bir günlüğüne okula gitmesi ve buna binaen oluşan ayrılık her iki tarafı da yumuşatmış ve kadir kıymet bilme hali oluşmuştu belli ki. Üstelik İlter de şehir dışındaydı, onun gidişinin herkes için getirdiği yoksunluk ve yetimlik hissi de işin cabasıydı.  Evde adeta kelebekler uçuşuyordu.

16 Eylül 2010 Perşembe

Okula Başlarken

Selim'e bugün okul bakmaya gittik. Niyetimiz okula şöyle bir göz gezdirmek ve hakkında fikir edinmekti. Lakin evde yalnızlıktan kuduran çocuk, hem arkadaşı İsmail'i, hem de oyuncak-insan-oyun üçgenini görünce eve geri dönmek istemedi haliyle. Yarım günlüğüne okula misafir edildi vesselam. 

İlter'le eve dönünce attan düşmüşe döndük.  Evde Selim yok, ses yok, çığlıklar yok, anneeeee, babaaaaaa diye seslenen birileri yok, kimi zaman sevdiğimiz, kimi zaman kızdığımız birileri yok, varsa yoksa Kerim'in miniminnacık agu sesleri. Bir de arada bize seslenmek için kullandığı ünlem: heı

11 Eylül 2010 Cumartesi

Vazgeçilmezlerim - Bebek Ürünleri

  • Sudocrem:  Pişik, yara, güneş yanığı, egzama ve hatta sivilcede bile mucizevi bir krem. Mothercare mağazalarında ve online satış sitelerinde mevcut.

9 Eylül 2010 Perşembe

BilimSelim - Aşk

Selim bir süredir AŞK kelimesine takılmış durumda. Okuldan yahut arkadaşlarından duyduğunu sandığım bu kelimeyi sarf ederken  "Ben bu kelimeyi söylemeye utanıyorum.", "Anne ben bir kelime var onu söylemekten çekiniyorum, ayıp bir kelime" gibi cümleler kuruyor. Üstelik bu cümleleri söylerken yüzünde tanımlayamadığım yarı muzır bir ifade beliriyor. Her ne kadar bu kelime ayıp bir kelime değil, desem de aynı şekilde cümleler kurmaya devam etti bir süre. Ben de biraz kendince kurcalasın, bilgilerini derlesin toplasın  diye kendi haline bıraktım.  

Aradan bir süre geçti. Selim'le yanyana idik. Keyifle oyun hamurları ile oynuyordu. Yanına oturup havadan sudan konuşmaya başladım onunla. Derken bir şekilde konuştuğum cümlenin içine -aşk- kelimesini yerleştirdim özellikle. Kelimeyi duyunca derhal doğruldu ve gene  o muzır

6 Eylül 2010 Pazartesi

Yaşayarak Öğrendiklerim - Kardeş Gelince

Selim'e kardeş geleceği zaman son dönemlerde endişelensem de ümitvardım genelde. Selim aklı başında bir çocuktur çünkü, muhakeme yeteneği güçlüdür. Olayları derinlemesine düşünür,  sebep-sonuç ilişkisini iyi kurar. Bu yüzden kardeşine bilerek zarar vermeyeceğini bekliyordum için için.

Bebek dünyaya geldiğinde öğretmeni Selim'i sınıfa girdiğinde alkışlattı kardeşi olduğu için. Bu, kardeşinden dolayı gururlanmasına ve ilk olumlu duyguyu hissetmesine vesile olacaktı.  Oldu da sanırım. Eve geldiğimiz ilk  15 gün cicim aylarıydı Selim için. Evde yeni bir can olması onu epey heyecanlandırmıştı, hatta ilk gün

2 Eylül 2010 Perşembe

Yaşayarak Öğrendiklerim - Kardeş Gelirken

Selim'e kardeş geleceği zaman her zamanki gibi detaylı düşünüp kendimi endişeye sevk etmedim. Benim  olaylara körü körüne atlama huyum vardır çünkü, ötesini berisini hesap etmeden. Hamileliğimin son aylarında Selim'in doktorunda sohbet ederken kardeş gelince ne yapacağımı sordu doktor, ben öylesine rahattım ki; özel bir şey mi yapmam lazım, dedim. Selim'in çok duygusal olduğunu, çok etkilenebileceğini, böylesi çocukların kimisinin kekeme olduğunu, kiminin altını ıslatmaya başladığını ve kardeşi getirenin anne olduğu için en çok anneye çektirdiklerini, evde huni takıp dolaşmak

24 Ağustos 2010 Salı

BilimSelim - İngilizce Dersi

Selim bebekliğinde 4.aydan itibaren kilo alamamaya başladı ve ek mamaya geçtik haliyle. Bu andan itibaren kabus dolu günler başladı benim için. Türlü türlü mamalar denedik ancak hiçbir işe yaramıyordu, Selim ağzını dahi açmıyordu. Bir bebeğe bağrıldığına işte bu yemek sıralarında şahit oldum ve anneliğin vicdan azabı tam da burda başladı.

Bu noktadan sonra çözüm bulma yollarına girdik. En iyi çözüm; bir şekilde mama yerken dikkatini dağıtıp, dudaklarını gevşettiği anda mamayı ağzına boca etmekti.

20 Ağustos 2010 Cuma

Yaşayarak Öğrendiklerim - Resme Dök İçini

Selim İlter Amerika'da iken çok sıkıldı. Nerdeyse günlerce dışarı çıkamadı, eve teyzesi dışında gelen giden de olmadı pek. Ben de her zamanki gibi yeteri kadar ilgi gösteremedim. "Anne, babam ne zaman gelecek?", "Babam bir daha hiç gelmeyecek mi?", "Yoksa babam aylarca gelmeyecek mi?", "O'nu bir daha göremeyecek miyiz?" gibi çeşitleniyordu sorular an be an ve dozu artıyordu özlemin belli ki. Öyle ki bir gün basit bir kızgınlığımda zırıl zırıl ağlamaya başladı, zaten babam yok, çok sıkılıyorum, sen de bana kızıyorsun, diyerek. Üstelik çok zor ağlayan bir çocuktur Selim.

Derken birden aklıma geldi; gel seninle bir şey yapalım, dedim. Renkli kağıtlardan birini tercih etmesini istedim, sarıyı seçti. Daha önce hiç görmediği simli boyaları koydum önüne. Selim'in bebekliğinden beri uyguladığım bir taktiktir bu. Yeni şeyler alır saklarım. Kritik bir durumda ortaya çıkarmak üzere. Kimi zaman yalnız kalmak istediğimde, kimi zaman bir restoranda, kimi zaman eve misafir geldiğinde rahat bir nefes almak için tutarım bir yerlerde.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Yaşayarak Öğrendiklerim - Ceza&Ödül

Kitaplarda fazlaca sözkonusu olan, ancak bana oldukça soyut gelen, "Cezalandırmayın ödüllendirin" kavramının mükemmel işleyişine şahit oldum. Ben de bu kural kendiliğinden oluştu diyebilirim. Ancak yaşadıktan sonra işlevselliğini farkettim bu kuralın. Tabii bu kural herşeyde uygulanabilir değil, kitapların problemi burda. Sanki bir tek kuralla tüm hayatı idare edebilirmişiz gibi yazılıyor . Oysa bu kural belli bazı durumlarda işe yarıyor.

Öncelikle bu kuralı uygulayabilmek için çocuğun kesinlikle büyümüş olması, anlayabilmesi gerekiyor. Zira Selim küçükken hiçbir şekilde işe yaramıyordu bu formül.

Bir de o gün için yapmadığı olumsuz fiiller için de uygulanabilirliği yok gene bu kuralın. Yani "A, bugün hiçbir oyuncağını kırmadın" deyip ödül vermek olamazdı.

Selim banyoda, lavaboda, kısacası su ile hasbihal ettiği her işte ve giyinirken bir türlü zaptedemediğimiz bir durumda idi. Ufacık bir el yıkama işi büyüdükçe büyür, bütün banyo ıslanır, yerler, aynalar, ne varsa, sinirler gerilir, Selim baştan aşağı ıslanır, tüm kıyafetler çıkartılır, üstelik giyinirken daha da sapıtır, bağırış, çağırış hatta ne yazık ki zaman zaman tartaklamaya kadar varırdı iş. Öyle ki Su ve Selim düşüncesi bile aşırı derecede adrenalin salgılamama ve kalbimin küt küt atmasına sebep oluyordu.
Bir gün gene bu kaos ortamına ve kısır döngüye girmek üzereyken eğilip O'na sakince "Eğer sadece elini yıkarsan, suda sapıtmazsan sana dinozorlu sticker vereceğim, hem de puan, üstelik puanlarını topladıkça çok istediğin şu kocaman dinozordan alabilirsin" dedim. Ortaya somut bir obje koymak sanırım işe yaradı. Dinozor için toplam 100 puan toplaması gerektiğini ve belirlediğimiz her olumlu davranışı için 10-30 arası bir puan alacağını belirttim. Selim o gün, ertesi gün ve daha ertesi gün dikkatli ve hevesliydi çok. Her seferinde heyecanla sticker'ı alıyor, belirlediğimiz bir alana yapıştırıyor, şu kadar puanın oldu, bak çok az kaldı, diye gayretlendirdikçe de beklediğimizden de ötesine geçiyordu nerdeyse. Gün içinde ekstra iyi bir harekete göre de ekstra 20 puan verip daha da yüreklendirmeye çalışıyorduk. Örneğin kardeşine şefkatle yaklaşması, kirli tabağını mutfağa götürmesi vs. belirlediğimiz puanlama sisteminde olmamasına rağmen bunlara 20-30 puan verdik. 100 puan topladığında büyük bir alkış aldı ve de çok istediği o robot dinozoru.


Bu işleyiş Selim'in kendine olan güvenini perçinledi, ortalık kesinlikle sakinledi ve en önemlisi bu hareketler yerleşik bir hal aldı Selim'de. Şimdi tek başına banyoya sokmaya korktuğum çocuk gitti yerine kendi işini kendi kolaylıkla halleden, sadece elini yüzünü veya dişini fırçalayıp gelen, kendi kendine zahmetsizce giyinen tatlı mı tatlı bir çocuk geldi adeta.

Tabi Selim'in suyla kendini kaybetme isteğini hepten öldürmedik, zaten niyet bu da değildi. Arada gidip suyla oynama isteğini çok daha korkusuzca yerine getirdik. Hatta bir leğene su doldurup uzun süre oynamasını daha sık sağladık. Biz O'na güvendik O da bizi yanıltmadı, çoğunlukla:) Bu arada bizim de önyargılı tavrımız ve sertliğimiz de yumuşadı haliyle, esnettik kuralları.

Bir tek yemek konusunda işe yaramadı bu kural. Kendi de yemeğini bitirip puan toplamak istese de olmuyor, yapamıyor bir türlü.

Uygun bir zamanda bir ödül tablosu hazırlayacağım Selim'e. Böylece çok daha somut olarak görecek puanlarını ve ödüle ne denli yakın ya da uzak olduğunu.