Pazartesi gününe tam bir dalga hareketi hakimdi. Üstelik periyodu azalan nitelikteydi. Tepe noktası, sönme noktası, artan & azalan frekansı, üst üste binen dalgaları ile sahiden de şaşırtıcı idi. Gün güzel başladı. Nitekim ev temizdi. Keyifle dağınıklığı topladım. Çocukların kahvaltı ve tuvalet fasılları bitti. Ekrana bakıp, sadece gezerken ve yazamamaktan bir nebze burukken gene de mesuttum. Nitekim klavyem hepten çığrından çıkmıştı, ascii karakterler bile işe yaramıyordu. Bir gölge gibi takip ediyordum blogları. Komşu gezmelerine habersiz katılıyordum vesselam. Bu sırada bir telefon geldi. Şeyma'm idi arayan. Günüm aydınlandı o narin, nazenin ses ile. Daha da mes'ud oldum.
Aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Mart 2011 Perşembe
2 Mart 2011 Çarşamba
Dalgalı Günler - I
Cumartesi günü dışarı çıktık ve o günden bu yana bir dingin, bir dalgalı halet var üzerimizde, evimizde. Anneme sorsan, nazar der, eminim. Çarpılmışa döndük, haklı olabilir nitekim. Olaylar silsilesi başgösterdi eve girdiğimizde. Ahali fazlaca gezmenin etkisi ile hasretle kucaklaştı evle. Selim oyuncaklarına koştu, Kerim böceğimsi gezinmelerine ve kaynaşmalara koyuldu, İlter herkese derhal portakal suyu koydu ve ben de rehavetle koltuğa yığılıp, ekran başına oturdum. Ne olduysa orada oldu ve duble bardaktaki portakal suyu önce dikey, sonra yatay atış hareketi ile uçuşa geçti. Tuttum, tutayım derken neredeyse tamamı laptopun klavyesine isabet etti. Üstelik ayaklarımın altında Kerim. Şükürler olsun ki bunca hengame içinde bardak kırılmadı, Kerim'e bir zeval gelmedi. Sadece boca olan yapışkan sıvı vardı alabildiğine her yerde. Masadan şıpır şıpır damlayanlar, koltuğa saçılanlar, Kerim'e ulaşanlar, sandalyeye bulaşanlar, benim üstüme yapışanlar... Tam bir rezaletti. Üstelik ben ayağımı dahi yere koyamazken, Kerim önce şaşkınlık, ardından keyifle dökülen sıvı ile oynamaya koyuldu. Hangi birine yetişeceğimi bilemedim. Selim ise şaşkınlığını atlattıktan sonra kahkahaya boğuldu. Sinir bozucu bir durumdu.
16 Şubat 2011 Çarşamba
Kaşıkçı Elmasım*
Umumun düşkünü olduğu bende tiksintiye yakın bir etki doğurur. Kendi adıma! Trend olan ne varsa aksi yöne kayarım ışık hızıyla. Anarşist ruhum kabarır böylesi durumlarda. Bir türlü gerçekten içime sindiremem üstüme iliştirilenleri. Açıktan açığa yahut gizliden gizliye dayatılanlara kabulümdür diyemem. Olsa olsa kaçmama vesile olur sebep olan ne varsa.
Özel günlere hissiyatım da bu şekildedir. Bizim evde doğum günleri kutlanmazdı, kim ne zaman doğmuş bilinmezdi. Doğum günlerinin diğer günlerden ayrı tutulduğuna dair tek aşinalığım televizyonda şahit olduklarımdı. İstanbul'a geldiğimde ise canlı şahidiydim doğum günlerinin ne denli ciddiyetle ele alındığının. Aldırmadım. Başkasının doğum gününü içtenlikle kutladım lakin sıra bana gelince, tek başına kutlama kelimesi bile bir kaç beden büyük durdu bende. Kendimi alışmaya zorlamadım. Olmadı. Hepten bıraktım. Dolayısı ile ne benim doğum günüm kutlansın beklerim, ne de ben kimsenin doğum gününü bilirim. Çok nadirdir tarihleri aklımda tuttuğum. Lise yıllarında Takdir belgesinden başka şey almayan bu müstesna insanın, kopya çektiği tek ders olmuştur Tarih nitekim.
15 Şubat 2011 Salı
Karmaşık Sarmaşık*
Karmakarışığım. Meğer daha önce ne de berrakmış hayatım, zihnim ve de günlük akışım, sadece kıymetini anlamamışım. Meğer karmaşık sandığım halimde bile ap-akmışım. Meğer -hep bulanık görüşüm- derken gelecek bulanıklığından bi'haber, saf bir aylakmışım.
Şimdi çocuklarla geçen safiyane zamanlara iç geçiren, tüm düzeni tepe taklak olan bir kadınım. Karmaşık zihnime eşlik eden bir ev, içinde olduğum. Düşüncelerim gibi birbirine geçmiş odalarım, banyom, mutfağım. Karman çorman hep eşyalarım. Çamaşırlar dağ olmuş yıkanmayı beklemekte, bulaşıklar desen tezgahta dizili, ikinci kata çıkmak fayda vermemekte. Makinadaki temiz bulaşıklar bile tükenmekte. Bu durum kısmen huzur vermekte nitekim bu vesileyle yerleştirilme derdi de çözümlenmekte. Ahali ise hayatta kalmaya yetecek asgari düzeyde eylemler içinde, idareten bir yaşam sürmekte. Kerim'e öğlen kavanoz maması, Selim'e gevrek ve balık kroket yedirilmekte. Meyve ile uğraşmak yerine meyve suyu içirilmekte, düzenli değil, bazen elbette. Çocuklar bir kez reddetti mi tabak derhal götürülmekte. Israrcılık, düşkünlük, sıkkınlık bertaraf edilmiş vaziyette. Sarmaşık düşünceli bireyler içindeki pek karmaşık bu evde mutlu bir aile var haliyle.
28 Ocak 2011 Cuma
Mutlu Bir Çocukluk Geçirdim, Diyebilmek!
Bir kaç yıl önce gazetenin birinde, hiç bilmediğim birine ait bir röportaja rastladım. Başlıktı ilgimi çeken: MUTLU BİR ÇOCUKLUK GEÇİRDİM! Durakaldım öylece. Muhtemeldir ki, içinde bu cümle geçmese, üstünde bile durmayacaktım bu yazının. Benim için çok önem arz eden bu cümle hatrına röportajı baştan sona dek dikkatlice okudum ve heyecanla mutlu bir çocukluk geçirdim, diyebilmenin ipuçlarını aradım. Tatmin edici bir sonuca ulaşamadım ama o günden bu yana hep düşündüm, nedir bu cümleyi sarfetmenin sırrı diye.Kalabalık bir ailede büyüdüm. Ablalarım ve ağbilerim ile. Evin en küçüğüydüm, en sevileni ve de. Dahası kalabalık ve herkesin birbiriyle ahbap olduğu bir mahallede büyüdüm. Bir evde dolma pişirilse (dolmanın özel olması hasebiyle) yandaki tüm komşulara dağıtıllırdı. Koku hakkı, kul hakkının sayıldığı yani. Bir yerde düğün de olsa, cenaze de olsa tümden gidilirdi. Kışlık erzakları topluca yapan, yardıma ihtiyacı olana şeksiz şüphesiz koşturan komşuların halihazırda olduğu, yalnız yaşamanın da, yaşlanmanın sözkonusu olmadığı, çocukların bir kuru ekmek üstüne sürülen salçayla öğün geçirdikleri ve büyük beklentileri olmadığı, okul için asla baskı görmedikleri, sokağın tadını çıkardıkları bir yerdi vesselam.
7 Ocak 2011 Cuma
Ey Özgürlük!
İnsan psikolojisi ile şarkıların doğrudan ilişkisi olduğuna inanmışımdır hep. Bilinçaltına ittiğimiz gizli duygularla, dile gelen şarkılar arasındaki ilişki bahsettiğim. Sanki dışavurumu gibi bastırılmış duygularımızın şarkılar. Kendimizden bile kaçırdığımız hislerin tercümanı olup dile gelirler bazen. Ansızın dilimize dolanır, uzunca süre söylenirler. Kimi zaman söyleyen de irkilmeye sebep olur, hayrete düşürürler, kimi zaman da farkedilmeden usulca çekilip giderler. Üstelik tüm şarkı değildir devamlı söylenen, ruh hali ile birebir örtüşen nakarattır tekrar edilen.
Üniversite yıllarında arkadaşım Z. belirsiz bir aşka tutulmuştu. Aklı fikri bir zamanlar kendisine çok ilgi duyan, ancak ne olduysa Z. ilgilendiğinden beri kayıtsız kalan M.'de idi. Uzunca süre konuşuldu bu konu kızlar arasında, taktikler verildi. M.'nin ilgisini geri kazanma yöntemleri netice vermedi. Belirsizlik hali devam etti. M. ilgili miydi, ilgisiz miydi tespit edilemedi. Z. ilerleme kaydedemedi ve konu hakkında da konuşmaktan vazgeçti. İçine çekildi ve suskunlaştı. Bir gün nasıl hissettiğini sordum, -Bilmiyorum!- deyip kısa kesti. Ve arkasını döndüğü an şu şarkıyı söyledi.
Üniversite yıllarında arkadaşım Z. belirsiz bir aşka tutulmuştu. Aklı fikri bir zamanlar kendisine çok ilgi duyan, ancak ne olduysa Z. ilgilendiğinden beri kayıtsız kalan M.'de idi. Uzunca süre konuşuldu bu konu kızlar arasında, taktikler verildi. M.'nin ilgisini geri kazanma yöntemleri netice vermedi. Belirsizlik hali devam etti. M. ilgili miydi, ilgisiz miydi tespit edilemedi. Z. ilerleme kaydedemedi ve konu hakkında da konuşmaktan vazgeçti. İçine çekildi ve suskunlaştı. Bir gün nasıl hissettiğini sordum, -Bilmiyorum!- deyip kısa kesti. Ve arkasını döndüğü an şu şarkıyı söyledi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




