İtiraflarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İtiraflarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2011 Perşembe

İtiraflarım!

Geri dönüş yapmam gereken mimler, sobeler, ödüller çığrından çıkmış vaziyette bende. Hesabını tutamadığım, kimden, nerden geldiğini asla ve kat'a hatırlamadığım onlarca şey var yanıtlamam gereken biliyorum, hissediyorum! Kimi zihnimde, kimi taslaklarımda, kimi notlarımda duran ve kimi de ne yazık ki boşlukta salınan. Buraya yazı yazacakken içimdekini yazmadan edemiyorum. Kendim berbat hissederken başka şeye odaklanamıyorum. Misal son bir kaç gündür yaşananlara binaen sıradan şeyler yazamıyorum, yazmayı düşünsem bile bundan haya ediyor ve kendimi çekiyorum. Dolayısı ile gelen ne varsa erteliyorum da erteliyorum. Ve öyle bir hale geliyor ki içlerinden çıkamıyorum. Üstelik ben yazana dek çoğunun  üstünden çok zaman geçmiş, çoğu rafa kaldırılmış, çoğu manasızlaşmış oluyor.  Sadece koca bir yük gibi  sırtımda duruyorlar. Ve sonunda pes dedirtiyorlar bana. Sanırım çoğunu bu saatten sonra yazamayacağımı kabullenmem gerekiyor. Bana gönderi yapan herkesten de bu vesileyle özür diliyorum. Hatırladıklarımı ve taslaklarımda duranları yazmaya inandırarak kendimi yola devam ediyorum. 

Sevgili Sezom, bugünkü yorumuyla bana hatırlatıyor durumu bir kez daha. İrkilmeme, silkinmeme ve artık durumu kabullenmeme sebep oluyor. Kendisi gönüllü terapistimdir. Ürüne bakıp da terapiye çemkirmeyiniz zira onun terapisi olmasa anlık bile iyileşme göstermeyebilirdim. Bana iyi gelecek sihirli kelimeleri az değildir.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Bana Dövüş Kulübü Gerek!

Tadım yok, nahoşum! Sapkınım şu sıralar, durdurulamaz bir biçimde hem de. Haksız yere çıldırıyorum habire evimdeki sabilere. Kendimi alıp bir temiz dövesim var. Gene ve gene ve gene! Bazen sinirli olduğum zamanlarda kendimi uzaktan seyrediyor ve gördüğüm çirkin manzaradan tiksiniyorum. Kendimden çok ötelere kaçmak istiyorum ama nafile bir çaba olur biliyorum! Oturup içimdeki yaban hayvanı ile anlaşmaya ve onunla yaşamaya çalışıyorum. Ya hep, ya hiç-çi bir bünye için pek zordur oysa elindekine razı olmak ve yetinmek. Yetiniyorum ve bu halle daha da çekilmez oluyorum.

Zor zamanlardan geçiyorum. Daralıyorum, bunalıyorum. İçinden çıkılmaz karar aşamaları, yalnızlık, sanırım tiroitten kaynaklanan gel gitler, hadsiz asabiyetler, zorluk derecesi gün geçtikçe artan rutin işler,  eksikler, gedikler, yetişememe, normalleşememe, şartlara kızgınlığım, insanlara kızgınlığım, dünyaya kızgınlığım hatta eriyen buzullara, hunharca katledilen foklara, balinalara, yunuslara, patlayan bombalara, masum insanların katline, bu haberleri olağanlıkla dinleyebilmeye, bir iki üzülüp yemek yemeye devam etmeye, lay lay lom gülebilmeye, silahlar altında yaşayan çocuklara bir iki ah vah edip de -ah çocuğum brokoli yemedi, vah organik beslenmedi- demeye ve daha nice  eyleme ya da eylemsizliğe kızgınlığım, içimde zor yatışan, ama kolay tutuşan yangını körüklüyor habire. Nietzsche gibi hepten delirmekten korkuyorum.

11 Ocak 2011 Salı

Yolunu Şaşırmış Annelik!

Bir anne çocuğuna takar mı? Hal ve hareketlerine pür dikkat kesilip, bir hata etse de paylasam diye bekler mi adeta? En basit bir ricada, bir istekte gürler mi? Gürlemese bile  emaneti olan yavrusunun sorumluluğunu yerine getirirken dişlerini gıcırdatabilir mi? Hani anne dediğin yavrusu için canını verendi? Hani anne dediğin yemeyip yediren, giymeyip giydirendi? E, o halde bu çirkef hal de neyin nesiydi? Zaman değişince annelik kavramı da mı değişti? Onun da mı boşalttık içini? Annenin kendini iyi hissetmemesi bu saçmalığın bahanesi olabilir mi? Ya da bu bahane  her türlü rezilliği bertaraf edebilecek güçte midir ki?

4 Ocak 2011 Salı

Annelik Kibri

Kibir, en sevdiğim günahtır.*
Selim'in okul işi yılan hikayesine döndü. Önce uygun okulu tespit etmek, ardından okulun olduğu lokasyonda ev aramak, yerleşmek, kim bilir o sırada satılığa çıkarttığımız evin satılması ile bir kez daha taşınmak zorunda kalmak ve daha yazmaya bile üşendiğim türlü belirsizlikler, bezdiren karasızlıklar ile kilitlenmiş durumdaydım bir süredir. Sadece sağlıksız bir biçimde günün rutin akışını takip ediyor, yaşamak için elzem olanla yetiniyorum. Sevimsiz bir donmuşluk ve salıvermişlik hakim beynime ve dahi bedenime. Sanki tüm bu olaylar, mutlak surette benim belirlediğim sırada ilerlemesi gereken ve birbirinden asla ve kat'a ayrılmaz, güçlü bir zincirin parçalarıymış gibi davranıyorum. Ne bu sıkı zincire yeni bir halka ekleyebilmem, ne halkaların yerlerini değiştirmem  ve ne de bu zincirden vazgeçmem mümkün görünüyor. Varsa yoksa bu kısır zincir!

17 Kasım 2010 Çarşamba

Dr.Jekyll & Mr. Hide - Bülbülo & Gülo

Hiddetim de, sevgim de çok şiddetlidir benim. Deli Anne dediysem boşuna değil. Hiçbir duyguma sükunet hakim değildir, hep karmaşık ve hep en uçlardadır hissettiklerim. Hiçbir işte ortalamayı yakalayamadığım gibi ne sevgide, ne öfkede normal sayılan sınırlar içinde kalmayı da beceremedim. Hep bir aşırılık, hep bir kaçkınlık hakimdir duygularıma. Üstelik tezcanlıyım da, varın siz düşünün gerisini gayri. Haliyle alabildiğine tutarsız, gel gitli, bir an son derece zarif, nahif kişi, bir an kaba bir deli, bir an alabildiğine sevecen; son derece müşfik, bir an derhal yanından kaçınılası bir yaban öküzü gibiyimdir. Üstelik bu karşıtlıklar arasındaki geçişler öyle sanıldığı gibi uzun da sürmez. Göz açıp kapayıncaya kadar ki sürede, şekil değiştirebilirim. Hatta bir dakikada bir müşfik ve bir deli arasındaki o uzun mesafeyi de katedebilirim. Sanırsınız ki Dr.Jekyll & Mr.Hide misali bir iksire sahibim.

28 Ekim 2010 Perşembe

Deliler Evinden Anılar - III

2 önceki gün. Saat 16:20. DA, KK'in yemek faslından sonra, bu kez BK'yı yedirmeye uğraşır, hem kitap da okur, beraber birşeyler yapalım amacıyla.  BK suyu içerken gargara yapmaya davranır, DA yapma diyecek takati bulamaz kendinde, olayı bırakır akışına. Saat 16:30. BK gargara yaparken suyu ağzında tutamayıp daha fazla, pörtletir korkunç bir dağılmayla ve DA'nın gözününda içine bakar, başıma ne gelecek korkusuyla. Ancak bir günde iki dönüşüm geçiren DA, enerjisi vakumla çekilmiş misalidir şimdi; sinirleri alınmışcasına sakin, üsturuplu bir anne edasıyla; gidip üstünü değiştir, der oğluna. BK oldukça minnettar DA'nın kızmamasına teşekkürler edip durmaktadır bolca.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Deliler Evinden Anılar - II

Önceki gün. Saat 13.00. KK uykudan henüz uyanmanın verdiği rahatlıkla nispeten durmaktadır. Bu sırada BK'nın yemek vakti  gelmiştir. Eyvahlar  olsun, der DA, ben şimdi ne yapacağım? Mutfağa gidip mercimek+pirinç+dondurulmuş sebzeden oluşan karışıma suyu döker ve dünyanın en harika (!) çorbasını ateşe koyar. BK açlıktan patlamasın diye  de kek+süt verir ona. Kendi ise ayak üstü atıştırmalarla durmaktadır hala. BK her zamanki gibi marazi bir stille, keki tırtıklar anca. Bu sırada çorbanın enfes (!) kokusu doluşur eve, öyle ki BK'ya -biri kaka yaptı sanırım- dedirtecek kadar enfestir (!) koku. Derken BK'nın kek tepsisini güç bela mutfağa götürmeye uğraştığını gören DA, içi yanarak izler onu. "Ah, ben bu altın çocuğa nasıl da kızdım!" diyerek  ufak bir buhran geçirir.  Ancak zaman buhranları ve iç kavgaları dinleme zamanı değildir asla. Zira evde tansiyon yeniden  yükselmektedir. KK hıçkırıklarla ağlama yolundadır ve  DA can havliyle doktora ulaşmaya çabalar.

26 Ekim 2010 Salı

Deliler Evinden Anılar

Dün. Saat 06.30. Deliler Evi. Baba (B) ve Büyük kardeş (BK) uykuda. Deli Anne (DA) ve Küçük kardeş (KK) tastamam uyanık. Gece 00:00 civarında KK'yı emzirme gafletinde bulunan işgüzar anne korkunç bir döngünün içine çekilir. Zira KK, diş sancısı çekmekte ve o saatten itibaren kıvranmakta ve kıvrandırtmaktadır. Ne emzirme, ne pışpışlama ve ne de uyanık tutmaya çalışma fayda vermekte, KK yüzünü gözünü parçalarcasına ağlamaktadır. B'nın derin  uykusu arada sırada bozulsa da bu durum bir iki kıpırdanma, "Niye ağlıyor?" deyip bir iki pışpışlamadan öteye geçmemekte ve sırtını dönüp uyuma hali devam etmekdir. B arasıra rahatsızlığını oflayıp, puflayarak belli etmekte, DA hepten delirmektedir. Ancak sabahın köründe cıngar çıkarmaya da gönlü razı gelmemektedir. Nitekim mecali de yoktur.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Anne Riyakarlığı!

Aylardır esaretindeyim bu rezil duygunun. Her an sana hasret, güzellemeler diziyorum nerdeyse. Ne ki, biliyorum da bunların hiçbirine değmediğini. Ne denli çirkef, ne denli hain, ne denli sinsi ve ne denli alçak olduğunu da. Üstelik neden bilmiyorum, Kerim'in doğumundan sonra sana olan  hasretim an be an arttı, azalacağına. Sebep? Bilmiyorum! Belki o çok klişe ve çok aptal bahaneye sığınıyorum, "Bunalımdayım!" diyorum içten içe, belki de sadece bilmiyorum... İlk defa deli gibi arzuluyorum seni. Nerdeyse her an düşünüyorum, "Ah keşke, keşke şimdi yanımda olsaydı!" diyorum. Yanımda bir kalabalık olsa seni arıyorum, yalnızlığımda seni arıyorum, dertliyken seni arıyorum, yorgunken hatta. Keyifliyken aramıyorum ama. Oh ne ala!  Bir de çocuklar varken etrafımda. İstesem de, istemiyormuş gibi davranıyorum yanlarında.

19 Ekim 2010 Salı

Lanet Olası Empati!

Empati; kendisini karşısındakinin yerine koymaya çalışmak, ötekinin hissiyatını anlamaya olabildiğince yaklaşmak kısaca o kişinin gözünden dünyaya bakmaya uğraşmak. "Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi, sen de başkasına yapma!" demek benim için bazen de. Dünyayı değiştirebilecek kadar kudretli, etkin. Yapıcı elbette. Oysa bu duygu bende tam tersi etki yapmakta son zamanlarda. Beni iyileştireceğine hasta ediyor nedense.

Eskiden son derece bencil, kendinden başkasına zerre kadar hayrı dokunmayan biriydim nerdeyse. Şimdilerde, büyük oranda annelik ve bir miktar da yaşlılık nedeniyle gün be gün etkisi altına almakta beni empati duygusu. Ne ki; herşeyde yaptığım gibi empatinin de suyunu çıkardım. Öyle ki; nereye gitsem, ne yana baksam empati yaparken buluyorum kendimi. Her şey ölçüsünde güzel elbette. Ancak o ölçü bende devamlı şaşma eğiliminde.

14 Ekim 2010 Perşembe

Zincirlenmiş Hayvan

Şafak sökmeden güne başlıyoruz bir süredir. Güne erken başlamak iyi ancak dünyaya sisler ardından bakarken, birbiri ardına sıralanan istekler bombardımanına tutulmak çok yorucu. "Anne çiş, anne kahvaltı, hatta anne çikolata ve dondurma, anne televizyon, anne su, anne kaka!" gibi Selim'in isteklenmelerine Kerim'in devamlı vızıltıları eşlik etmekte. Bir gün, iki gün idare edebiliyorum da üçüncü günde infilak noktasına geliyorum illa ki. Üstelik alabildiğine bir keyifsizlik var üstümde, nedenini bilmediğim. Ne bir şey yapmak istiyorum, ne de hiçbir şey yapmadan durmak.

12 Ekim 2010 Salı

Eyvah! Ben Bir Çocuk İstismarcısıyım!

Blogun birinde rastladım bu resme. Bir kez daha anladım ki ben adam olmam. Ne diye "Bir arkadaşa bakıp, çıkacağım abi." edasıyla öylesine girip çıkmadın bloga be kadın? Bir yanım mağara anneliğini isterken, bir yanım zamane anneliğine kayar her daim.

Zamane anne tarafım, içi içini yiyerek hemen atıldı resme doğru ve aldı ağzının payını. Gözün aydın zamane annesi; merakını giderdin gidermesine de ne öğrendin kendin hakkında bil bakalım; bilgiç anne olmaya uğraşırken ola ola çocuk istirmarcısı olmuşsun. Hem de en alasından.

8 Ekim 2010 Cuma

Haydi Abbas, Vakit Tamam!

Çok sıkıştığımda kaçma huyum vardır benim. Ne zaman işler içinden çıkılmaz bir hal alsa, ne zaman canım sıkılsa olaylara ve insanlara, ne zaman birilerinin benden önce gitme ihtimali doğsa yahut ne zaman şahit olsam insanların riyakarlığına bırakıp gidesim gelir uzaklara! Hele ki gitme mevsimi de gelip dayanmışsa kapıma imkanı yok duramam oralarda.

7 Ekim 2010 Perşembe

BilimSelim - Dertleşme

Son bir hafta tüm ev ahalisi için zor geçti. İlter'in yurt dışında olması, Selim'in hastalığı, Selim'e verdiğimiz ilacın sinirlerini alt üst etmesi, Selim'in okula başlayamaması, evde hapsolması vs. 4-5 gün evde kimsecikler uykusunu alamadığı için sinirler epeyce gergindi. Hele ben bir Kerim'e, bir Selim'e koşturmaktan bitap düşmüştüm. Haliyle sinirlerim de zirve yapmıştı. Üstelik Selim ilacın etkisiyle durdurulamaz bir boyuta geçmişti. Ben de devamlı kızar vaziyette idim. Haklı haksız çıkışmaya başladım Selim'e ve hatta Kerim'e. 

O günlerde teyzesi ve anneannesi ziyarete geldi Selim'i. Günlerdir eve hapsolan çocuk eve birileri gelince haliyle heyecan fırtınası estirdi. Kimseyi kimseyle konuşturmadı. Derken

30 Eylül 2010 Perşembe

Bir Hayalim Var!

Bir hayalim var; sabahları dilediğimce uyumak, döne döne, leşler gibi sürünerek yatakta.
Bir hayalim var; kahvaltı hazırlamak istemeyip güne başlamak yalnızca mis gibi kahve tadıyla,
Bir hayalim var, evde fosur fosur sigara tüttürmek doyasıya,
Bir hayalim var; gece yarılarına kadar, hatta sabahlamak internet başında,
Bir hayalim var, yahut sabahlamak kitap, kahve, müzik ve sigarayla,
Bir hayalim var, canımın istediği zamanda girmek banyoya.
Bir hayalim var; "Yahu nankör! Daha ne istiyorsun, çocukların sağlıklı, yanıbaşında!"  diyen iç sesimi dinlerken aldırmamak ona, kıvranmamak vicdan azabıyla ve korkuyla,

29 Eylül 2010 Çarşamba

İnfilak!

Bugün. Saat 06:00. Gece bir Selim'e, bir Kerim'e uyanan ve bir kaç zamandır uykusuzluktan, yorgunluktan, vicdan azaplarından, sorgulamalarından adeta dumanlı bir kafayla gezen  Delianne, Kerim'i bir milyonuncu kez uyutur zar zor. Selim'den de ses çıkmamaktadır. Ohh, deyip derin bir nefes alır,  yatağının en serin tarafını yoklar, başını yastığa koyar, ümitli ve biraz da korkarak çocukların uyanmasından, şimdi biraz uyuyabilirim işte, der ve uykuya geçer.

28 Eylül 2010 Salı

Büyük Karmaşa!

Dün buraya oturduğumda keyifliydim. Dün çocukları erkenden uyuttum. Dün müziğimi açtım, dün kahvemi yudumladım bir yandan, dün hem yazdım hem okudum.  Dünden bir farkı yok bu gecenin de temelde. Gene çocuklar uyudu, gene aynı müzikleri dinliyorum,  gene kahvemi yudumluyorum bir yandan ancak bugün tatsızım,  yazmak da istemiyorum, okumak da... Ne yere sığabiliyorum, ne göğe vesselam.

Bugün büyük temizlik yaptım. Bir süredir zihnimi bulandıran köşe bucak işleri yaptım, yetmedi bir kaç mobilyanın yerini dahi değiştirdim. Üzerimden koca bir yük kalkmış ve epeyce hafiflemiş olmalıydım. Ancak tam aksine üstüme koca bir tır oturmuş gibi ağırım. Bedenimden çok zihnimle üstelik. Belki de temizlik esnasında çocuklara tahammülsüzlüğüm, isteklerine gönülsüzlüğüm ve hatta gönülsüzlükten öte isteklerine verdiğim delice tepkilerim, bağırış çağırışlarım etken böyle olmamda. Ve o çirkef hallerimin geceye düşen izdüşümleri ve elbette o izdüşümlerin getirdiği kahreden vicdan azabım. 

23 Eylül 2010 Perşembe

Biricik Evlat

Her ebeveynin kendi çocuğu kendileri için biriciktir, eşsizdir, en kıymetlisidir. Her aklı başında ebeveyn bilir ki bu her bir anna-baba için geçerlidir. Ve gene her aklı başında ebeveyn bilir ki kim olursa olsun, insana kendi çocuğundan değerli değildir asla ve kat'a. Kendi çocuğu aslolandır insanın en evvela. Yeğenler, kuzenler, eş, dost çocukları vs. sonradan gelir. Her kim ki "Benim çocuğum her zaman, her yerde herkesin çocuğundan öndedir ve herkesçe daha çok sevilir, sevilmelidir!" saçmasına inanıyorsa gaflettedir, dalalettedir, şuursuzluğun dibindedir. Dilerim silkinir!

22 Eylül 2010 Çarşamba

Bekarlık Özlemi ve Utanç

Bazı kızlar vardır  küçük yaşlarından itibaren mutlu evlilik hayalleri kurarlar. Böylelerinin gelinlik modelleri, pastaları, gelin çiçekleri, düğün seremonileri, düğün şarkıları hatta söz, nişan, kına ritüelleri bile eksiksiz kurgulanmıştır. Eşsiz bir koca ve aksesuarları çocuklar ile sonsuz mutluluktur şüphesiz bekledikleri.  Benim hayallerimse taban tabana zıttı bu durumdan. Büyük ablamın moda dergilerinde zihnime ve fikrime yer eden görüntüler eşliğinde hayaller kurdum hep. Özellikle bir görüntü hala saklıdır zihnimde. Arabasının yanında beyaz tayyörü ile poz veren iş kadını figürü hayatımı şekillendirmemde temel oluşturdu diyebilirim. Evlenmeyecektim, güçlü bir çalışan kadın olacaktım, kendine yeten, ailesine bakan, annesini ilerde rahat ettirecek, kudretli, bakımlı, güzel daha ne varsa. Öyle çoluk çocuk, ev kadınlığı -iyk- ve -öğk- idi.

19 Eylül 2010 Pazar

BilimSelim - Araf

Geçen gece çok geç döndük eve. Selim de kuzeni Mirza ile oynamaktan baygın düşmek üzere idi. Üstelik günlerdir süregiden hastalığı da var. İlter de yok. O ilk girişin zorluğunu anlatamam. Normalde İlter de olunca çocukları paylaşıp, ilgileniyoruz ihtiyaçları ile. Ancak şimdi bir yandan Kerim ağlıyor, bir yandan Selim terli haliyle buz gibi zemine boylu boyunca yatmış -ben burdan kalkmayacağım!!!- diyerek adeta yerleri paspaslıyordu. Kerim'i yatağında ağlamaya terkedip Selim'le ilgilendim. Alelacele banyoya soktum, kısacık bir duş aldırmaktı niyetim, malum oyun oynamaktan sürekli terlemiş ve yapış yapış olmuştu.