Ruhumun
ikircikliğine, dönekliğine paralel gider benim anneliğim. Bazen, kendim
bile kendimi tanımayacak kadar aristokrat kesilirim. Haliyle aristokrat
olur anneliğim. Son derece asilane haller içine girerim; sesim uhrevi
bir derinlik kazanır, cümlelerim neredeyse ustalaşır, davranışlarım
çirkeflikten uzaklaşır, elimin kolumun duruşu bile başkalaşır, bir
ağırlık çöker üstüme ki sormayın. Çok nadiren evde, çoklukla dışarıda bu
aristokrat havayla arzı endam ederim. Yani beni evimin dışında, bu
halde gören birini, mümkün değil ki aksi yönde ikna edeyim.
Çok abartmadığım zamanlarda bu halimi
severim. Nitekim Kutsal Anne kıvamında olmayı hep arzu ettim. Şöyle
engin ve dingin, zengin ve sakin bir anne olmayı çok istedim. Çocuklar
çıldırtma noktasına mı gelmiş, aman kime neymiş, deyip bozmadan edebimi;
‘Yapmayın çocuklar, A- a!’ demeyi hep istedim. Belki inanmazsınız ama
böyle de yaptım, böyle de dedim. Hatta çoğu zaman karşılaştığım
insanlar; ‘A ne güzel, ne kadar sakin bir annesiniz, der de utanırım.
Hatta utanmak yetmez, rüsvaylığımdan ötürü bir de kendime kızarım. ‘Siz
benim böyle göründüğüme lütfen aldanmayın!, diyerek kendimi ihbar
etmekle, ancak huzur bulurum.
Selim 4 yaşındayken gittiği anaokulunda,
ilk günlerde yabanöküzü gibi davranıyordu. Eğitimcilerden biri yanıma
gelip; çok bağırıyor, neden acaba, dedi. Ben de; ben ona bağırıyorum ya,
ondandır dedim. Eğitimci inanamadı, ben sizi bağırırken düşünemiyorum,
çok halim selim görünüyorsunuz, dedi. Ben de siz asıl böylelerinden
korkun, dedim. Sustu. Sustum!
Kutsal Anneliğim hep riyakar değildir tabii. Bazen, her duamda yer alan; layıkıyla, hoşgörüyle davranmak çocuklarıma,
cümlesine denk düşer yaptıklarım. Misal, çocuklar alır ellerine kalemi,
boyarlar önlerine gelen her yeri, ben sadece gülümserim. Yo, öyle
piskopat gülüş değil, basbayağı gülümserim. Sanırsınız bir meleğim.
Tabii
çok uzun sürmez bu hallerim. Herşeyin alabora olması, kutsal annelikten
yoz anneliğe geçmem an meselesidir. Zira ne de olsa bahsi geçen anne,
istikrarsız, kontrolsüz, şuursuz Deli Anne’dir.
Ne kutsal anneliğimin süresi bellidir,
ne başlangıcı ve ne de bitişi. Herşey güllük gülistanlık iken, en absürd
şeye mütebessim bir şekilde karşılık veriyorken, çok olağan bir
harekete, misalen -anne susadım- cümlesine, -sizin de istekleriniz
bitmiyor!- gibi yerli yersiz karşılık verebilir, yahut -anne kakam
geldi- cümlesine birden delirebilirim. Hasılı bir melek edasında iken,
yoz anneliğin olmaz olası sınırlarına en beklenmedik zamanda geçiş
yapabilir, evin tüm pozitif havasını yerle bir edebilirim.
O noktadan sonra artık ben, evin içine
düşen bin atom bombasından beterimdir. Yaptığım tahribatları ölçmek dahi
mümkün değildir. Çocuklar korkuyla ortalıktan kaçışır. Ben onların
masumluğunu kendime sık sık hatırlatırım. Onlara kızmanın haksızlığı ile
cebelleşirken etrafımda kızacak nesne, kişi ne varsa ararım. Oradan da
iş çıkmayınca bir de kocaya sararım. Olmadı temizliğe girişmiş gibi
yaparak, ne var ne yok, vura kıra, sözümona iş yaparım. Bu sırada
ağlamaya da çalışırım; kendime acımak için türlü senaryolar kurmaya
uğraşırım, ancak çabam beyhudedir zira yalandan senaryolara karnım
toktur benim.
Derken bir nedenle Yoz Annelikten de
çıkarım. Bu neden de, çocuklardan yana olur genelde. Misalen, birinden
birinin yüzü ile karşılaşırım ve o masumiyet karşısında, pişmanlık
içinde ikisine de sarılır, öper, koklarım. Misalen, annelerinin
gazabından çekinerek, odalarına çekilmiş ve kendi aralarında oyuna
dalmışlarsa içim dağlanır, gider ikisine de sarılır, gene öper,
koklarım. Bir de bin türlü özür, sevgi sözcüğü sıralarım.
Hasılı; Kutsal ile Yoz arasında, fizik
kurallarının aksi yönünde, başıboş bir sarkaç gibi salınırım. Bazen
sarkacın tokmağı sertçe Kutsal uca, bazen de Yoz uca vurur. Kötü olan;
bende, sarkaçtaki düzenin olmayışıdır. Yani ne periyodik bir hareket
mevcuttur bende, ne de frekansım uygundur. Bir de, bazen iki ucun
kisinin birleştiği yerde kalırım. Biraz ruhsuz olsa da oradan da
memnunum. Yeter ki hep yoz kalmayayım.
Bunlar da ilginizi çekebilir:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder