12 Ağustos 2011 Cuma

Bir Delinin Zayıflama Macerası 3


Bir Delinin Zayıflama Macerası 3

by Deli Anne on 12/08/2011
Henüz kendimi aşikar etmeye yüzüm var. Henüz macera ağır aksak da olsa, ara sıra teklese de devam etmekte çünkü. Diyete başlayalı 2 ayı geçti. Artık daha tekdüze, daha kolay geçiyor ilk günlerin aksine. Tecrübe ettim ki; en büyük zorluk ilk iki haftada imiş. Tıpkı sigarayı bırakırken ki gibi. İlk iki haftaya dayanan için gerisi gelirmiş.
Benim içim ilk iki hafta, zorlukla birlikte adıma yakışan türde, türlü zırvalıklarla geçti. Bir kere ortada Diyetisyen faktörü vardı ki benim için itici güç buydu. Elimde de sıkı sıkı tembihlendiğim bir liste elbette. Bir de diyetisyene karşı oluşmasını istemediğim mahçubiyetim ve buna bağlı ezikliğim. Ancak bu üç kuvvet bile beni bir delinin diyeti kendine göre çekip çevirmesine engel değildi. Şöyle ki;
-Öğlen yemeğim; 2 çay bardağı Nesfit idi. Ölçü son derece belirgindi; ancak çay bardağı elbette eski tip minikler olamazdı. Olsa olsa Aida çay bardakları olurdu, değil mi?
-Misal ara öğünümde 12 kiraz vardı, ne bir eksik ne de bir fazlaydı. Ancak ben 12 kirazı alıp tabağa sayıyla koymak yerine, koca kaseden aldım yedim, aldım yedim ve aa, o da ne, sayıları karıştırıverdim. Hop, 12 değildi 10 olmuştu, a belki de daha dokuzdu, derken, doyana dek yedim de yedim.
-İlk haftanın içindeyken İlter, Selim’e aldığı Ceviz Ağacı pastası ve sıcak, nefis, harikulade, suflemsi kekler ile eve geldi. Bir telaştır aldı beni. Zira sözkonusu Ceviz Ağacı ve hele ki pasta olunca, çocuklara rağmen evdeki en zayıf halka bendim. Gene de uzun süre dirayet gösterdim. Bu bir nefis mücadelesidir, dedim. Yemezsem n’olcak, eksilecek miyim, dedim. Bunun üstesinden gelirsem hayatta üstesinden gelemeyeceğim şey kalmaz dedim. Dedim de dedim hasılı. Nefsimi uzun süre mağlup ettim. Taa ki Selim’in tabağını kaldırıncaya dek. Pastanın içi bitter çikolata ve fıstık yığını idi. Bu görüntü beni mest etti. Temizlemeye çalışırken, birden pastanın kalanını ağzımda yuvarlarken buluverdim. Hop n’oluyor, tükür şunu derken telaştan yutuverdim. Doğrusu hiç sızlamadı içim. Ne de olsa bir katakulliye gitmiştim.
-Normalde hiç canımın çekmediği şeylerin gözümün önünde raks ettiklerine şahit oldum misal bu iki hafta. Öğrencilik yıllarımdan beri yemediğim çay ve bisküvi birlikteliği örneğin. Eti Negro’lar, Biskrem’ler elele verip çayla serenad yaptılar bana örneğin. Ama direndim. Bunun zihnimin bana pis bir oyunu olduğunu farkettim ve iğrendim bu hileden nitekim.
-Diyetisyen spor konusunu şart koşmuştu. Lakin ya dışarda tempolu (ve bebek arabasız) koşacaktım ya da evde dans edecektim en az 45 dakika. Bu mevzu konuşulurken he dedim geçtim. Zira ne akla, ne izana, ne mantığa sığmıyordu dedikleri. Besbelli diyetisyen çocuklu değildi. Durumu gözünde canlandıramıyor, bir hayal üstünde diretiyordu. Cahilin yanından çekip gitmek misali, maalesef yaşamayananın cahil kaldığı çocuk örneğiyle kanaat getirdiğim cahelet üzerine ısrar etmedim. Eve geldim, bir gün dans etmeye koyuldum, berbattı. Hadi evde koşayım dedim, bu koca cüsseyle bir apartman dairesinde, eteğinden çekiştiren ve koridorlarda boyuna sıkıştıran bebelerle, deli danalar gibi koşarak bu işin olmayacağını anladım. Ve haftada bir ancak spor yaptım. O da tavsiye edilmeyen ve gerekli verimin alınmadığı bizzat diyetisyen tarafından zikredilen kondüsyon bisikleti ile.
-6.günde diyetisyene gittim. Tartıldım. Epeyce ezik ve büzüktüm, zira bir kez spor yapmıştım ve mahçuptum. Tartıldım ve 1400 gram vermişsiniz dedi kocaman gözlerini daha açarak diyetisyen. Hem de 4 günde. Eksik yemediniz değil mi dedi üstüne. Ben ne denli yemedim dediysem de, o bildiğini söylemeye devam etti. Bakın sütünüz eksilir. Odadan çıktım, yahu dedim 4 gün değilmiş ki, 6 gün olmuş. Be hey kadın, bir matematikçiyi bile ambole ettin, diyecektim ki amaaaan, boşverdim! Keyfim yerindeydi nitekim. Sanki üstümden 20 kilo gitmiş gibi hem de. Hemen planlar yaptım böyle giderse 1 sene değil, 6 ayda bu işi hallederdim. Hülyalı kadınım vesselam.
Tabii ki hep böyle şen şakrak gitmedi. Misalen, ikinci haftanın içinde olduğum birgün arka odadaydım. Ortalığı isteksizce dertop etmeye uğraşıyordum ki, Selim’in eyvaaaaaaaaaaaaaah, diyen sesini duydum. Ayaklarım titreyerek, nabzım deli gibi hızlanarak hatta korkudan yavaşlayarak içeri gittim. Gider gitmez, yüzü kapkara kesilmiş bir çocuk karşıladı beni. Koltuğa çıkmış, bilgisayarın yanında unuttuğum kahve fincanımı almış, telvesini harman yapıp her yere bulaştırmış bir çocuk. Yüzü, hele ki elleri, klavye, beyaz masa ve beyaz koltuk, elinin o sıra değdiği her yer kapkaraydı vesselam. Temizlemeye götürürken bir de ne göreyim. Üstüne bir de kaka yapmış ve o da bulaşmış. Daralınca aklıma eskiden sigara gelirdi bu durumda da mutfağa gidip ne var ne yok temizlemek istedim. Yemedim tabi.
Takdir edilesi zamanlarım da oldu. Lakin onda da aşırılığa kaçmayı ihmal etmedim.  Misalen, kahveyi şekersiz içmeye başladım. Ve bir gün yeni marka bir sakızlı kahve yaptım. Kahveyi ağzıma aldım, kendinden şekerliydi ve sanki zehir içmişim gibi bir koşu tükürdüm kahveyi. Diyete sadakati bile şaştığım oldu hasılı.
Yanısıra çok da koyverdiklerim oldu; misalen bir akşam büsbütün karışık pide yedim, bir gün ablamın sıcak sıcak getirdiği poğaçaları gittim geldim yedim, sanırım on tane yedim, bir gün bir koca dilim pasta yedim ama pes etmedim. Bu kez uzun vadeye yaydığım için hedefi, hepten koyvermek yerine, amaaan nasılsa ertesi gün telafi ederim deyip kendimi helak etmekten imtina ettim.
Ve hep güzel hayallerle kendimi besledim. Misalen; Moskova’da GUM diye, elit bir alışveriş merkezi vardı. Oraya ilk gittiğimde bir gömlek görmüştüm. Şimdi yerinde yeller esen o gömleğe olan hayalimse baki kaldı. Beyaz, dantelalı, hakim yakalı, Viktorian tarzıydı. Çok severim öylesi gömlekleri. Ne zaman kendimi incelmiş düşünsem, ne zaman tatlı bir hayale kapılsam derhal o gömleği giyerim. Başka birşey giydiğim görülmemiştir nitekim.
Velhasılı kelam; 2,5 aydır diyetteyim. Ettiğim duaların yüzü suyu hürmetine çok da eziyet çekmedim. Şükürler olsun. Bu diyette kendime 4 eşik belirledim. Ve 2,5 ay sonunda ilk eşiği geçtim. Yani nispeten insanı ölçüler içine girdim, en azından Large olan giysilere girebildim. Gerçi o ilk eşiği geçmenin hatrına nerdeyse 40 gün 40 gece diyete ara verecektim ki dağılan 2 günle toparladım kendimi. Diyeceğim o ki; henüz konuşmak için erken ama Deli Anne’ler de muvaffak olabilir! (inşaallah)

Hiç yorum yok: