21 Kasım 2012 Çarşamba

Size Küçük, Bana Büyük Haber



Şu aşağıda gördüğünüz benim. Annem anlatır durur bu anı. Çok güzel bir bebekmişim, dayım eve fotoğrafçı getirtmiş, annemin diktiği elbise üstümde ve ne yaparlarsa yapsınlar elimden bırakmadığım, sıkı sıkıya tuttuğum kalemim. Elimden alamadıkları için kalemimi, onunla poz vermeme razı olmuş ahali.

.
Annemler küçükken kaleme olan tutkumu okuyacak bir kız olacağıma bağlamışlardı. O zamanın nadide ve gözde mesleğiyle tabii ki doktor olacaktım. Doktor olamadım. Son anda çark edip, tüm tıp tercihlerimi silmiş ve mühendislik yapmıştım. Ne de olsa kafası çalışan her Türk genci gibi ya doktor ya da mühendis olacaktım, diğer tüm meslekler kendime yazık edeceğim anlamındaydı. Başka türden yeteneklerim, el becerilerim vardı ama onlar ancak fobim olacaktı. Kazandım sınavları ve Matematik Mühendisi oldum. Bu zorlu bölümü okurken çok sevdiğim matematikten epeyce soğudum ama sonunda bitti ve ben bu kıymetli (!) ünvanı alıp eve kuruldum.

Aradan yıllar geçti. Evlendim, iki çocuğa sahip bir anne oldum. Ve birkaç zaman önce yukarıdaki  pozun benzerini Kerim’de yakaladım. Gene bir bebek ve gene elinden düşmeyen kalemi. Bir başka seviyor zaten Kerim kalemi. Fıtrat olarak da, sima olarak da bana epeyce benzeyen bu çocuğun aynı pozu ve kaleme olan tutkusu dikkatimi çekince; ‘Fotoğraf & Kerim & Kalem’ denklemi zihnimde netleşince birşeyin farkına vardım:
“Yazmak benim kaderim!”
Yıllar sonra anlıyorum ki; benim elimdeki kaleme sıkı sıkıya sarılmam okumama değil yazmama delaletmiş meğerse. “
.
Ben dünyada herkesin bir şekilde kendini anlatmaya çalıştığına inanıyorum. Kimi konuşarak, kimi yazarak, kimi şarkı söyleyerek, kimi resim çizerek, kimi yemek yaparak, kimi gerekirse takla atarak… ama illa ki birşeylerle kendini anlatmak meram. Ve bence tüm uğraşımız bu meramı bulmak, bu meramla içiçe olmak, bu meramla yol almak!
.
Benim yaşama uğraşımsa; Yazmak! Yazmaya ihtiyaç duyuyorum ben. Delice! Yazmak için uykusuz kalışım, vakit kaybetmemek adına ayakta alelacele birşeyler atıştırışım, kıytırık zamanları oradan buradan toparlamaya çalışıp yazıya kaçışım, yemek yapmayı zamandan kayıptan sanışım, kendimi bırakmışlığım, kendime aldırmayışım, kendimi yazıya adamışlığım hep bundan.
.
Yetiştiğim çevrede kızların çoğu okula dahi gitmezken, babam kızlarını okutuyor diye bilhassa annemin akrabalarının çoğu babamı küçümsüyorken ve bu kör cehalet içindeyken ben günlük tutuyordum ilkokulda. Kimselerin bilmediği bir günlüktü ancak her an bilinebilir endişesiyle çekinik yazardım ve bir gün bu sebepten; yani samimiyetsizliğinden yırtıp atmıştım. İlkokulda şiirim birincilik kazanmıştı. Ortaokulda kompozisyonlarım dilden dola dolaşırdı, matematik, edebiyat ve resim öğretmenlerim çok severdi beni,  lisede şiirler yazdım, aman ne romantik şiirler, keşke yırtıp atmasaydım, bir de küçük bir hikaye yazmıştım o dönemde, bir menekşenin hikayesi… Sonra üniversiteye geldim, kendime dair yazdım, defterler dolusu, zaten hep defterlerim oldu ve ben hepsini sonradan okunur korkusuyla attım. Bir ara şarkı sözleri yazdım niye bilmem, sanırım yazma dürtümle ne yapacağımı bilmediğimdendi ve bu sözleri Tarkan’ın menajeri övgüyle almak istemişti ve daha neler. Derken bunu ilk kez yazıyorum buraya; işsiz kaldığım o kriz dönemlerinde iki tane kitap olacak taslağı yazdım ve sonradan bir köşeye attım.
İyi mi kötü bilmiyorum yazdıklarım, bunu -Kibrin Tevazusu- olarak algılamayın, kendimi karşıdan görmem imkansız, ya da başka bir gözle yazdıklarımı okumam da, evet beğenilmek güzel bir duygu ve bir ihtiyaç da, aslında biraz da tuhaf ve sakıncalı da ama derdim bu değil, ben yazmaya muhtacım!
.
2 yılı aşkındır blog yazıyorum. Bir süredir farkındayım ki 2 yıl benim düşüncelerimin olgunlaşma süresi. 2 yıl flu olanların netleşme süresi olduğu gibi, faydasız olanlardan da arınma süresi sanki. Ben bu yüzden dualarımın kabulu için acele etmemeyi öğrendim. Bu sürenin benim için yaşanması gerekli. Benim gibi değişken düşünceli, sabırsız ve aceleci biri için en az 2 yıl gerekli. Sahih düşüncelerimin kaypak düşüncelerimden arınması ve ayrılması için en az 2 yıl gerekli benim için. Sanki düşüncelerim pişmesi için gerek ve yeter şart; en az 2 yıl o düşünceyle hasbihal etmekmiş gibi hissediyorum. Blog da bu işi görüyor şimdi.
.Zira şimdilerde yerimde duramıyorum, fiilen kaynaşmasam da içim kaynıyor hissediyorum. Daha önce şahit olmadığım bir yoğunluk var içimde. Blogla artık tatmin olamıyorum. Öyle bir şey ki yaşadığım; yazdığım sırada konu bitmek bilmediğinden ya o yazıyı tümden geri çekiyorum ya da başını sonunu kontrol edemeyeceğimi düşündüğümden ve buna zaman da yettiremeyeceğimden yazıya hiç başlamıyorum. Çünkü fırsatım olsa ve kendimi bıraksam her gün sayfalar dolusu yazabilirim biliyorum. Ve şunu çok net hissediyorum: içimde biriken şeyleri yazmazsam çıldıracağım ve asla huzur bulamayacağım.
Ve işte haber: Bugünlerde bir kitaba başladım ben. Zira kafamda ilk defa bir kurgu var, karakterler var. Çok heyecanlıyım. İçim kıpır kıpır, yazmak için çıldırıyorum. Kurguyu, karakterleri yerli yerince kullanabilir miyim bilmiyorum ama yazdıkça oturtabileceğime dair ümit besliyorum ve dua ediyorum. Zira bu istek verilmişse ve içime bu işin hevesi ve düşüncesi düşürülmüşse inşaallah gerisinin de verileceğini ümit ediyorum. Hiçbirşey boşuna değil ne de olsa. Bir kıpırtı bile boşuna değilse bunca yoğunluk da boşuna olamaz sanıyorum.  Ne olur siz de dua edin bana! Ve lütfen olumlu dileklerinizi, dualarınızı, desteğinizi gönderin. Diğerlerini geri çekin.
.
Bir süredir Allah’a şöyle dua ediyorum: Allah’ım yazmak mesleğim olsun! Neden olduğunu söyleyeyim: Bu iş benim mesleğim olursa rahatça, özgürce ve saygılı bir izin verilebilirlikle yazabilirim diye. Çocuklardan ve kocamdan aşırdığım bir iki saat değil de, İ’nin -işim var, çalışmalıyım- diyerek rahatça ve sorgusuzca odasına çekilmesi gibi ben de özgürce ce çekincesizce yazmaya gidebileyim diye. Küçük küçük kaçamaklar yerine sahici ve saygılı zamanlarım olur diye. Çünkü gördüm ki meslekse yaptığınız saygıyla izin veriliyor size, ama sözkonusu arzu, istek hatta benimki gibi delice ihtiyaçlar olsa bile yeterince saygı görmüyor, önemsenmiyorsunuz. Bu en yakınınız olsa bile bir şey değişmiyor. Yani çocukluğumdan bu yana on yıllar geçmiş ama mantık aynı mantık. Mühendislik yapsam, Matematikle uğraşsam hasılı iş yapsam tamam da, yazı yazsam, -cık!- o işten sayılmıyor.
Şimdi buradan ilan etmemin bir sebebi de bu belki. Kitabımı yazıyorum demeyi deniyorum en azından bundan sonra:)
(Gene yazıyı bitiremiyorum)
.
Bu yüzden blogda eskisi gibi duramayacağım. Hatta blogu kesmeyi dahi düşündüğüm oluyor. Ama farkediyorum ki burası benim yalnızlığımı eksilten, yaşama ağırlığımı alan, beni hafifleten bir yer ve buraya yazmakla iyi oluyorum. Beri yandan burası çok da vaktimi alıyor, çocuklardan ve evden kalan kıyrıtık zamanları toparlama birleştirme telaşındayım boyuna. Lütfen dua edin! Destek verin! Yazmalıyım! Yazmalıyım, yoksa Sait Faik’in dediği gibi yazmazsam gerçekten çıldıracağım!

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Hiç yorum yok: