17 Eylül 2012 Pazartesi

Hayatımdaki 3 Peter



Hayatımda 3 Peter tanıdım ben. Biri, üniversitedeyken tanıştığım biriydi. İngiliz Elçisi’nin oğlu; çok müşfik, çok iyi niyetli, jet pilotu olan abisini elim bir kazada henüz kaybetmiş, bu yüzden fazlaca üzüntülü ve hüzünlü biriydi. Ancak ona rağmen, bir -aman- demenizde sizi teselli etmeye girişirdi. Bir başka Peter, bir haftalığına yanında çalıştığım bir İngilizdi. Türk olan kibirli, kaba ve görgüsüz eşinin aksine son derece kibar, nezih ve nazik biriydi. Bir başka Peter ise burada karşıma çıkartıldı. Bitişik komşum oldu hatta. Üçünün de ortak özelliği; ak pak, temiz ve çok güzel yüzleri, nezaketleri, gerçek İngiliz centilmeni sıfatını hak eden incelikleri.
Evet, Peter ne mutlu ve çok şükür ki komşum oldu benim. İnceliklerini, nezaketini ve peygamberi ahlakını yaz yaz bitiremeyebilirim. Dinlemek isteyenler beri gelsin:
Peter; kesinlikle çok aydınlık, çok temiz ve nurani yüze sahip biri. Yaşı epeyce olmalı, zira torunları var ama bana sorsanız 40 derim ancak yaşı. Gülpembe sıfatını hak eden pembe beyaz bir yüzü var. Neredeyse bebek gibi de bir cildi. Ve bu ciltte ışıl ışıl ışıldayan masmavi gözleri var; samimiyetle bakan, insanın içini ısıtan. Beyazlaşmış  ama hiç dökülmemiş havalı saçları ve özenle kesilmiş, tertemiz bıyığı ve de sakalı var. Sırtı hafifçe eğik ama asla kambur değil. Benim pek sevdiğim şeydir zaten o hafif eğim, kibirlinin büyüklenerek dimdik duruşunun aksine, bana edebi anlatır o duruş. Genelde, pek asil bulduğum renk olan; lacivert giyiyor; lacivert her daim temiz ve ütülü bir gömlek, lacivert bir pantolon ve gri pantolon askısı kullanıyor. Aslında birgün kendimi aşıp izin istemek, fotoğraflarını çekip buraya koymak istiyorum, hem de çok istiyorum ama sanırım bir takım sıkıntıları var şu sıra o yüzden çekiniyorum.
Bu elmalar bahçemizden. Peter’ın bahçesinde de bu elmanın ağacından var. Meşhur İskoç Elması. Ama benim için ilginç tarafı; bu leziz elmaların gülpembe rengi ve daha ötesi elmanın içindeki pembemsi gölgelerdi. Burada gördüğüm; Peter, karşı teyzemiz Ann ve daha birçoklarının tıpatıp bu elmanın içine benzeyen yüzleri var. Gülpembe hepsi.
.
Peter’la buraya ilk geldiğimizde, ben henüz tam bir yaban öküzü iken ve panjurların arasından etrafı gözlüyorken karşılaştım. Karşı komşu ile birbirlerine birşeyler anlatıyor, şakalaşıp gülüşüyorlardı. Yaşadığımız bu bölgeye ilk ısınmam gene bu vesileyle oldu. Bu insancıl manzara çekincelerimden biraz uzakta tuttu beni. Derken henüz mahallede kimseyle tanışmamışken kapıda karşılaştık. Önce kuru bir selam etti, ya da ben öyle sandım ama sonradan baktım ki koca adam yanımıza kadar gelip güzelce tanıştı. Bundan sonra ne zaman karşılaşsak o gül yüzünü gülümseyerek daha da parlattı. Ki gözleri her daim ışıldıyordu.
Birgün gene kapıda karşılaştık. Bize biraz beklememizi, bizim için birşeyi olduğunu söyledi. İçeriye gitti, elinde bir küçük paketle çıkageldi. Marketten alınmış bir dolu kiraz paketiydi elindeki. Bize vermesindeki sebepse; kirazların Türkiye’den gelmesiydi. Çok etkilendik, hatta öyle ki yemeye kıyamadık kirazları. Gördükçe sevdik herbirini.
Bu sırada benden ziyade İ. ile karşılaşıyor ve onunla muhabbet ediyorlardı. Bir ara eşinin ve çocuklarının ismini yazar mısın bana demiş İ. ye, öyle ki ezberleyebileyim. Bir de mutlaka söylemem gerek; evi, bahçesi çok temiz. Camları ışıldıyor her daim, cilalı gibi. Kapıları bembeyaz ve hiç lekesiz. Biz onunkilere dikkat kesildikten sonra dış mekan temizliğine daha bir özendik.
Birgün bahçeyle uğraşıyordu Peter. Selim, Peter’ın sıcaklığından aldığı cesaretle camı tıklatıp duruyordu. Bakmadı Peter. Ben herhalde iyi gününde değil diyordum. Sonradan farkettim; başta Peter ve burada gördüğüm hemen herkes asla ve kat’a evinize, hele ki camlardan evinizin içine bakmıyor ve Peter da muhtemeldir ki camın tıklatılma sesini duymasına rağmen evin içine bakmaktan kaçınıyordu. Sonraki günlerde bahçesine işçiler geldi ve dikkat ettim ki asla kaldırmıyorlardı başlarını, oysa bizde eli işte gözü oynaşta olur ne yazık ki çoğu insanın değil mi? Ben sırf bu sebepten bile bu insanları çok sevdim. Çok edepli birşeydir birine bakmamak, bir haneye kafayı uzatmamak. Zaten camlar hep açık burada, bakan birileri varsa o da yalnızca biziz.
Birgün gene kapıda karşılaştık. Pazardı. Markete gidiyorum gazete ve ekmek almaya, birşeye ihtiyacınız var mı, dedi. İnanamadım, zira buradaki insanların soğukluğundan (İskoçların nispeten sıcak olduklarını duymuştuk ama bunca değildi) öyle çok dem vurmuşlardı ki böylesi güzel meziyetlerden birini onda görmek, bu sıcaklık harika birşeydi.
Birgün İ. bahçe işlerini Peter’a sordu. Nasıl yapacağını, ne alet alacağını bilmiyordu. Peter alması gereken aletleri anlattı, olmazsa beraber bakmaya gidebileceklerini, bu sırada isterse kendi aletini verebileceğini ama en iyisinin güneşli bir günde bu işi beraber yapmaları olduğunu ve bize memnuniyetle yardım edebileceğini söyledi. Öylesine sarf edilmiş bir söz sandık biz söylediklerini; nezaketen kullanılmış. Değilmiş. Bu konuşmanın ardından günler süren yağmur ansızın dindi ve kıymetli güneş göründü. Öyle ki bir güneş göründüğünde herkes bahçesini düzenlemeye girişmişti. Bizim çimlerin alıp başını gittiği, minik bir yaban tarlası formatındaki bahçemiz öksüz gibi içlerinde sırıtıyordu. Ben güneşi ve çim kesmek için kaçan bu nadir fırsatı düşünürken ve iç geçirirken kapı çaldı. Açtım. Bir de ne göreyim Peter gül yüzüyle karşımdaydı. Öyle tane tane konuşuyordu ki anlamamak imkansızdı. Bahçedeki çimleri biçmek için izin istiyordu, evet izin istiyordu. Bu koskoca adam, giyinmiş çizmesini, iş kıyafetini, sanki görevli gibi gelmiş izin istiyordu. Ben çok mahçup oldum ama mahçubiyetimi anlatacak söz de bulamadım. Yanısıra bahçeye çıkmak için evin kapısını değil, garajı kullanmak istiyordu. Öyle ki evin içine girmeyecekti. Garajın kapısını açacaktım, ilk defa denediğim için açmakta zorlanıyordum. Gene izin istedi, ben bakayım dedi, ben cengaver ve kaba saba Türk kadını hala açmaya uğraşıyordum, o hala izin istiyordu ve asla ve kat’a elini anahtara yaklaştırmıyordu, orada öylece benim abukluğumu izliyor ve müdahale etmiyordu. Hamlede bile bulunmuyordu. Sonunda saçmalayı kesmem gerektiğine dair beynime komut gitti ve anahtarı Peter’a teslim ettim. Açtı kapıyı, gitti uzunca süre kendimiz gibi yabani olan otlarımızı temizledi. Yetmedi bir de ön bahçeye geçti. Bu sırada birazdan geleceğini söyleyerek evine gitti. Benim adımı da tekrar sorup öğrenmişti. Döndüğünde, çok net ve berrak şekilde; Mü-mi-ne deyip bana seslendi ki, yıllar var ki kimseler ismimi bunca düzgün söylemedi. Hasılı Peter bu sebepten bile gönlümü epeyce fethetti.
Döndüğünde gözlerimin içine daha büyük ışıltıyla; hatta anlayamadığım muzır ve çocuksu bir ifadeyle bakarken gördüm onu. Önce anlayamadım, Selamün aleyküm, dedi ardından ve anladım. Öğrendiği kelimeyi sarfetmenin çocuksu sevincini yaşıyordu. Bir de elinde iki adet şekerleme saklamış, çocuklara sürpriz yapıyordu. Selim ona teşekkür etti ve öyle açık şekilde; you’re welcome, dedi ki, adeta Selim’e öğretmek istiyor gibiydi İngilizce’yi. Çocuklar keyfetti. Bense bu kez ön bahçeyi kesip biçen bu koca yürekli ve nurani adamın karşısında mahçubiyetten neredeyse ölüyordum. Peter geride kalan çöpleri de kusursuz iş çıkaran bir görevli gibi topladı ve gitti. Bir farkettim ki yeterli kelimeye sahip olamayan ben, adeta Japon selamı verir gibi eğilip bükülmekteyim. Bu sırada bana döndü dedi ki; neye ihtiyacınız olursa, lütfen çekinmeyin, biz sizin buraya gelmenizden çok memnununuz, dedi. Ve Peter hakikaten kalbimi fethetti.
Akşama İ. teşekkür etmek için kapısına gitti. “Merhaba, nasılsın” diyerek karşıladı İ. yi. Meğerse bizden sebep Türkçe öğrenmeye çalışıyormuş. Üstelik İngiltere’ye gelen bizlerin aksine o gayret ediyordu bizim dilimizi öğrenmek için.
Peter, buradaki başarılı bir akademide öğretmenmiş. Yanılmıyorsam  Tarih öğretmeniymiş, hatta Yunan Tarihi gibi bir ders veriyormuş. Haliyle bizim kültürümüzü de biliyor. Tarihimizin çok kuvvetli olduğunu, Berlin’e bir müzeye gittiğinde oraya kaçırılan Türk eserlerini gördüğünü ve çok üzüldüğünü de söylemişti.
Bir süredir evde pek yok Peter. Pek fazla da gözükmüyor. Bazen korkuyorum, ya olumsuz birşey olduysa diyorum, bazen de bencilce ilgisinden mahrum kaldığımız için burkuluyorum. Hasılı bu peygamber ahlaklı adamdan çok etkileniyorum ve Allah onu da, ailesini de korusun ve böyle iyi insanları çoğaltsın diyorum. Bizi de iyilerden yapsın ve iyilerle karşılaştırsın şimdiki gibi ve her daim. AMİN!

1 yorum:

K.T dedi ki...

Biz de sevdik Peter i :))