14 Şubat 2012 Salı

Kadın Kadının Cenneti mi, Cehennemi mi?



Yaklaşık bir haftadır gündemimiz Gamze Anne. İçimizde onun hüznü ile yürütüyoruz gündelik hayatımızı. Eminim özellikle anne olan her kadın aynı ritimde yaşıyor rutinini son günlerde. Yarı uyur gezer bir halde yemek yaparken, ortalığı toplarken, çamaşırları asarken, uyumaya yeltenmişken, sabaha gözlerini sağlıkla açarken Gamze’nin acısını hissediyor derinden. En çok da çocuğuna bakarken, ona sarılırken. Misal ben, dışarıya çıkarken dahi vicdan azabı çekecek kadar ileriye götürdüm işi. Ben rahatça çıkabiliyorum, peki ya o, diyorum ve boğazım düğümleniyor. Çocuklarıma kızacakken kıymetbilmezliğime bakıyor ve ürperiyorum. Kendimi çokça yerine koyduğumdan sanırım bazen bitap düşüyorum. Hasılı, hüzünle, ümitle, şükürle ve en çok da hayretle geçirdim bu haftayı.
Hayret ettim zira, Görkem’in -Bu kadar kişinin inancından, bir mucize çıkar- yazısında dediği gibi; Kadınların gücü, inadı, tuttuğunu koparan yapısı, anneliğin kuvvetiyle birleşince, sonucu asla tahmin edilemeyen muazzam bir dayanışma doğdu, mutlulukla izledik, bir parçası olmaktan da onur duyduk. Hayret ettim çünkü, normalde bundan birşey çıkmaz diye içimden geçirdiklerimden basbayağı elle tutulur, somut neticeler çıktı. Kadınların gücü ve aklı, zamanın getirisi sosyal medyanın katkısı ve birlik olma hali ile çokça hissettim ki -hiç- değiliz, istersek pek çok iyi şeye vesile olabiliriz. Gamze için tüm kanallardan akıllıca yürütülen çabalar ve çalışmalar meyvesini verdi. Twitter’da çoğunluk Nurturia annelerinin (ki organize olmakta muhteşemler, karınca gibi sürekli çalışma halindeler) ve blog annelerinin katkısıyla Trend Topic olan #gamzeicinbirtupkan çok ses getirdi. Yalnız o değil, ünlülere dayanışma içinde gönderilen tweetler, aynı anda ve topluca baskılamalar ve gönderimler, beri yandan canhıraş biçimde televizyon kanallarını, radyoları, gazeteleri devreye sokan anneler, yardım için başvuranlar, yardımları karşılamaya çalışanlar, duyulduğu günden beri okunan hatimler, yasinler, salavatlar sanki büyülü bir ağ oluşturdu ve olanlar oldu. Gamze Anne’nin attığı çığlığı neredeyse duymayan kalmadı. Hemen hemen tüm ana haberlerde, gazetelerde Gamze’nin durumu konuşuldu ve en önemlisi; bu yolla Gamze’nin durumunda olan, uygun ilik bekleyen binlerce insan için de umut ışığı doğdu. Önceki gün Okan Bayülgen programında Gamze Sembol isim oldu bu konuda dedi, ne mutlu. Dileyelim bu sembol isim mutlu sonla yavrusuna kavuşsun da tastamam umut olsun. Umudun da adı olsun.
Kadın KAdının cenneti mi, cehennemi mi?
Buraya kadar gelince, içimden dedim ki; vay be, kadın kadının cenneti. Çünkü en çok bizler anlıyoruz birbirimizin halini. Derken, bu hararetli zamanlarda, birden, yardım çığlıkları arasında garip sesler belirdi. Ah şu kadının kadına ettiği… Bu işi kullananlardan ve kendilerine paye verdirtmek isteyenlerden bahsedildi. Birden ortamın havası değişti, her yer buz kesti. Ben dahil belki onlarca kişi üzerine alındı ve bir an geri çekildi. Canhıraş çırpındığından emin olduğum, ki önceki sosyal sorumluluk projelerini de bildiğim bir anne, acaba bana mı diyorlar diyerek birden kesildi. Şükürler olsun bu durumun etkisi uzun sürmedi.
Derken birileri Facebook üzerinden, ne sıfatla ve ne cüretle bilmem, geleni gideni terbiye etmeye yeltenti. İyi dileklerini, dualarını gönderen kim varsa, kafasına tokmakla vurmaya girişti. Ve belki bir masumun o an tutacak iyi dileğinin, Gamze’ye ulaşacak pozitif enerjisinin ve makbul duasının önünü kesti. Ben eminim Gamze böyle olsun istemezdi. Hem o insanların kan vermeyeceklerinden nasıl bunca eminlerdi, (bir gece yarısı kan vermek de olasıymış gibi) bu nasıl bir kendine güven, karşındakini hor görme eğilimi ve densizliğiydi, bilemedim.
Bu durumda benim şahsi kanaatim;
*Bu iş gönüllülük esasına dayanır. Evet birilerini harekete geçirmek adına çalışma yürütmeliyiz, insani duygularımızı açığa çıkartmak adına telkinde bulunmalıyız, yardımı ve çabayı hatırlatmalı, mümkün olan her kapıyı -usulunce- zorlamalıyız, daha çok, daha çok yere ulaşmalı ve elimizi çabuk tutmalıyız ama bunu yaparken insanların şevklerini kırmamalıyız. İyilikle zorbalığı birbirine karıştırmamalı, insanlarda gönül kırıklığına sebep olmamalıyız.
*Hafiyelik yapmaktan vazgeçmeliyiz. Kim ne yapmış, kim kan vermiş, kim vermemiş kurcalamak yerine enerjimizi elimizden geleni yapmaya harcamalıyız. Vaktimiz az, işimiz çok! Sonuçta kimin ne yaptığını biz bilemeyiz, o halde edep sınırlarından ayrılmadan, hafiyeliğe ve işgüzarlığa soyunmadan ve insanları soğutmadan bu işi yürütmeliyiz. Kaldı ki hastalığı olan biri bunu ifşa etmek istemeyebilir, kişinin özel bir durumu olabilir, daha bilmediğimiz tonlarca sebep olabilir, -Biz herşey ve herkes hakkında bilgi sahibi değiliz!-, ‘Zanlarımızdan emin olma kibri’nden vazgeçmeli ve kişilik haklarına saygı göstermeliyiz.
*Birileri popülistlik adına bu işi kullanabilir, birileri de canhıraş şekilde çalışıp böyleymiş gibi gözükebilir, birileri de gözükmeyebilir. Bunun doğrusunu biz bilemeyiz. Herkes yaptığı her yardımı ortaya sermek zorunda da değil! Burada jandarma kesilmek olsa olsa maksadı aşmaya, oluşan pozitif birlikteliği ve sinerjiyi bozmaya, ortalığı bulandırmaya neden olabilir. Sonuçta, ya hayır söylemeli ya da susmalı her zamanki gibi. Ama şimdi buna daha çok ihtiyaç var besbelli.
İnsanların içindeki samimi yardım isteğini (ki bu her türden yardım olabilir), şevkini kırmayın! Gönül kırıklığına da sebep olmayın! Sonuçta büyük yahut küçük yapılan her bir yardım Gamze’ye yarayacaksa varsın kullansınlar yahu! Ben buna aldırmıyorum, siz de aldırmayın!
Bulandırmayın zihinleri, varsa yapacağınız birşey ona bakın! Olayın odağını kaybettirecek girişimlerden uzak durun ve esasa odaklanın! Ve bir kadın olarak diğerinin cehennemi olmak yerine, cenneti olmaya bakın!

Hiç yorum yok: