14 Kasım 2011 Pazartesi

Mutluluk Dersleri 8


Mutluluk terimine uygun zamanlardan geçmiyoruz, biliyorum. Hatta içinde mutluluk kelimesinin geçtiği cümleler kurmaktan bile haya ediyorum. Ama her zaman dediğim gibi, ihtiyaca bianen ortaya çıktı Mutluluk Dersleri. Kendimi iyi etmek adına, kendime ders vermekti niyetim. Nirengi noktası; gözüme gözüme sokmakla iyi hadiseleri, gözümü herşeye rağmen iyi şeylere çevirmek ve bu yolla farkındalığımı arttırmak, şikayete odaklanmak yerine şükrü çoğaltmak ve bu yolla ne denli mutlu olmak zorunda olduğuma kendimi inandırmaktı. Bir de hazırlarken verdiği, mutluluk hissi vardı tabii.
Bu sebeplerden çokca ihtiyacım var Mutluluk Dersleri’ne. Cümleten yaşadığımız dramatik zamanlar, perperişan insanlar, yanısıra evde iki ayı aşkındır devri daim yapan hastalıklar, hatta hastalıkta bize birkaç tur bindiren, gözümün önünde çıldırdıklarına şahit olduğum çocuklarla birlikte yaşadığım kasvetten sıyrılmaya, kapıyı açıp nefes almaya ihtiyacım var. Madden kapıyı açıp gitmek mümkün değilken, manen aralamaya uğraşıyorum o kapıyı şimdi. İşte bu yüzden yazıldı bu Mutluluk Dersleri. Dilerim yazana da, okuyana da iyi gelsin. Dilerim yazanı da, okuyanı da iyi etsin.

Mutluluk;  yüreğin en hasarlı, en yorgun, en kırgın olduğu zamanlarda bile çocukların şaşkınlıklarına, zavallı masumluklarına bakıp zor anlardan sıyrılmakta. Misalen; sırtına geçirdiği dandik çantayla saatlerce okula gidiyormuş gibi yapan, bıkmadan usanmadan, defalarca hoşçakal-hoşgeldin seremonisini oynayan çocuğu seyretmede mutluluk. Misalen; kitaplığa bir türlü sığdıramadığı arabalarını, şekilden şekile sokan ama bir türlü içi rahatlamayan şaşkın çocuğu izlemede mutluluk. Çocuklar kendi halinde iken, onlara müdahil olmadan, öylece uzaktan seyretmektir bence en büyük mutluluk.

Mutluluk; okul dönüşü hararetle kurabiye yemeye girişen çocuğun, ilk ısırışta dişini sarsması ve sallanmasıyla ön dişin, önce kurabiye satıcısına hiddetlenmesi, ardından çocuğunun süt dişlerini döktüğünü farkedip içlenmesi annenin.


Mutluluk, büyük oğlanın süt dişlerini dökmesine, aynı anda küçük oğlanın süt dişlerini çıkarmasına tanık olmakta. Ve bu tezatı yaşamaktan dolayı, bu zorlu evreden dahi keyif almakta.


Mutluluk; baktıkça yazın ferahlık kokan fotoğraflarına, özlemle anmakta o zamanı ve zamana denk düşen sıcak anları. Belki sıcağını değil ama, geniş zamanları, gün ışığına doyduğumuz anları, güneşin ışıldattığı odayı ve en güzel meyvelerin yetiştiği mevsim olmasıyla Mevsimlerin Sultanı lakabına yaklaştığı Yaz Mevsimini anmakta mutluluk.


Mutluluk; kaçamak yaptığım bir Güz gününden kalma bu fotoğrafa baktıkça, o güzel Güz gününü tekrar yaşamakta adeta. 1 Eylül günü, Galata’da, yazın rehavetini atmışken insanları şehrin, binbir çeşitlilik içinde, sanırsın 70′lerde, Woodstock’vari bu çiftin keyifli müziğine şahit olmakta mutluluk. Ve bu ana denk getirilmekle kendini özel sanmakta. mutluluk.


Mutluluk; uzun yürüyüşler sırasında huysuzlanan bebeği, fırından henüz alınmış ekmekle susturmayı başarmakta. Mutluluk; fotoğraf karesinin odağı olmayan çocuğu, fotoğrafı çektikten sonra yakalamakta ve bu anı yakalamaktan ötürü pek memnun olmakta. Misalen; ağaçlar kitabını çekmek isterken kareye giren bir minik meraklıyı yakalamakta. Mutluluk, okul servisini bekleyen büyük ağabeyin korumacılığına şahit olmakta, aynı zamanda ağabeyine büyük saygı ve hayranlık duyan ve sözüne epeyce kulak kesilen küçük çocuğu seyretmekte mutluluk.


Mutluluk; Yadigar ve Manidar J’adore çikolatalarıeşliğinde kahveyi yudumlamakta. Ve Gözde’mle geçen o nadide günü anmakta mutluluk.


Mutluluk; puslu sabahlarında bile İstanbul’un silüetine hayran kalmakta. Hele ki kara bulutlardan sıyrılan ışık huzmeleri, adeta -dikkat kesilin!- dercesine, kıymetli bölgeleri altın rengiyle aydınlatıyorsa.


Mutluluk; minik, minicik hazlarda bazen. Çocuklara katılıp bu hazlarda, şenlenmekte ve coşmakta mutluluk.


Mutluluk; yürüyüşler sırasında çok çocuklu bir kedi ailesi ile tanışmakta. Ve bunca yavru kedi arasında, birbirine benzer iki mavişin, uzunca süre bakışmasına tanık olmakta.

Mutluluk; yeni kahve lezzetleri ile tanışmakta. Cezbeli Kahve lezzetiyle, cezbeye değilse de mestane olmaya yaklaşmakta. Espresso gibi, pürüzsüz, yoğun, koyu kıvamda.  Nerdeyse çifte kavrulmuş tatta. Ve Kuru Kahveci Mehmet Efendi’nin ekşimsi kahvesine mecbur kalmamakla kendini şanslı saymakta mutluluk.


Mutluluk; Cezbeli Kahve ile balkonda kaçamak yapmakta.


Mutluluk; çikolatayla ilk kez tanışan çocuğun çeşitli hallenmelerine tanık olmakta. Önce kutuya duyulan merakla epeyce mesafeli yaklaşım, ardından dokunma güdüsüne engel olamayışı ve parçala-kır-ez  yöntemiyle kurduğu gayet sıcak ilişki ve en son nasılsa ağza alınan bir parçayla mest olma hali. Ve o gün bugündür -çikolaaaa- krizlerine girmesine şaşıp kalmakta mutluluk.


Mutluluk; sabah yürüyüşleri sırasında geçtiğim Salacak yolunda, her seferinde balkonunu takıldığım kırmızı panjurlu eve bakmakta ve -şimdi orada olsaydım- hayalleri kurmakta.


Mutluluk; evde onlarca oyuncak, binilen binilmeyen arabaya rağmen, el emeği göz nuru ürettiği, pet şişeden bozma bu esere (!) günlerce araba niyetiyle binen ve eserinden dolayı defalarca takdir bekleyen şaşkın çocuğu izlemekte. (Atılmadı bir türlü hala aktif olarak kullanılıyor nitekim:))
Ve Mutluluk; en mutsuz olduğumuzu sandığımız anda bile, sayısız mutluluk kaynağı ile çevrilmiş olduğumuzu farketmekte. Ve bu yolla, Sonsuz Şükür Kapısı’na çıkmak gene ve gene. Ve gene şükürler olsun, düştüğümde de, çöktüğümde de şükrü çıkan yolu gösterene!
Bunlar da ilginizi çekebilir:

Hiç yorum yok: